Türkiye, birçok alanda AB’ye ya da dünya standartlarına ulaşmak için dönüşüm yaparken, bazı alanlarda Avrupa ve dünyaya öncülük ediyor. Kalp ve damar sağlığında risk oluşturduğu gerekçesiyle Dünya Sağlık Örgütünün ‘2023’e kadar yüzde 2’nin altına indirin’ diye hedef koyduğu ‘trans yağ’da Türkiye bu alandaki dönüşümü ABD’den 11, Kanada’dan 13, AB’den ise tam 14 yıl önce hiçbir yasal zorunluluk olmadan tamamladı. Mutfak Ürünleri ve Margarin Sanayicileri Derneği (MÜMSAD) öncülüğünde yaşanan teknolojik dönüşümle hem insan sağlığını riske sokan eski teknoloji terk edildi hem de vatandaşların bilinçlenmesi için margarinlerin üzerine ‘trans yağ yoktur’ yazısı eklendi.

TRANS YAĞ %1’İN ALTINDA

Gıda sektöründe yasa koyucuya gerek duyulmadan yaşanan bu değişimi değerlendiren MÜMSAD Genel Koordinatörü ve gıda mühendisi Ebru Akdağ, Türkiye’deki margarinlerdeki trans yağ oranının yok kabul edilebilecek bir seviye olan yüzde 1’in de altında olduğunu söyledi. İki çeşit trans yağ olduğunu, birinin doğal kaynaklı; geviş getiren hayvanların midesinde oluştuğunu anlatan Akdağ “Et, tereyağ, peynir gibi ürünlerde doğal trans yağ var. Bir de endüstriyel trans yağ çeşidi var” dedi. Endüstriyel trans yağın üretimde istenmeden oluşan bir yağ asidi çeşidi olduğunu, bu yöntemin trans yağın kalp damar hastalığı taşıma olasılığını yüzde 16 artırdığının ifade edilmesinden sonra terk edildiğini belirten Akdağ “Bu alanda bizde dünyada örneğine az rastlanır bir başarı hikayesi var. İlk olarak 2003’te Danimarka bu işi yaptı. Trans yağa yüzde 2 sınırı koydu. 2005’te Avustralya Kalp Vakfı’nın öncülüğünde margarinlerde trans yağ oranı yüzde 1’in altına çekiliyor. Yüzde 1’in altı yok kabul edilen limittir. Dünyada üçüncü ise Türkiye. 2007 yılında derneğimiz çatısı altındaki bütün üreticiler trans yağı yüzde 1’in altına çekiyor. Bunu tüketiciye anlatabilmek için bakanlık ‘trans yağ yoktur’ logosunu kullanmaya izin veriyor. Böylece tüketicide bir farkındalık oluşacak. Trans yağ konusunda da regülasyon çıkacak” ifadelerini kullandı.

TÜKETİCİ TÜMÜNE OLUMSUZ BAKIYOR

Türkiye’nin AB’den çok daha fazla gıda denetimi yaptığını belirten Ebru Akdağ, “Cezalar kadar, yanlış yapanları ilan etmek kadar, doğru yapanları da göstermek lazım. Bunu yapmıyorlar. Şöyle bir şey oluyor. Bir kategorideki tağşişi açıklıyorsunuz ama tüketicinin o kategorinin tümüne yönelik bir güvensizliği başlıyor. Örneğin balda bir üretici yanlış bir ürün yapıyor. Bununla ilgili bir şey açıkladığında tüm sektöre karşı tüketici negatif kalıyor. İşini iyi yapanları bir şekilde işaret ediyor olmak lazım. Bunu bakanlıkta da dile getiriyoruz. Bakanımızın açıkladığı şeyler bizi mutlu ediyor. Çünkü bu cezaları daha caydırıcı şekilde yapacaklar. Tüketiciyi kandıracak şekilde hareket edenlerin caydırıcı bir şekilde cezalandırılması gerekir ki buna başkaları da cesaret etmesin” değerlendirmesini yaptı. Tüketicinin açıkta satılan ürünlerden çekinmesi gerektiğini vurgulayan Akdağ, Türkiye gıda sektörünün çok geliştiğini, çok uzun zamandır AB yasalarıyla bire bir eşleştiğini kaydetti. Akdağ, “Gıdada AB ile tamamen uyumluyuz, AB’ye girdik diyebiliriz” şeklinde konuştu.

ETİKET OKUMUYORUZ

Avrupa ve ABD’deki tağşişin bizdeki kadar olmadığını, bu işin biraz zihniyet meselesi olduğunu kaydeden Akdağ “Burada tüketicilere çok önemli görevler düşüyor. Tüketicinin neyi istediği, neyi beklediği çok önemli. Biz maalesef çok etiket okumuyoruz. Bilinçli gıda okuryazarlığımız yok. Bilinçli tüketmiyoruz” diye konuştu. Tüketicinin yapması gerekenleri de sıralayan Akdağ “Son üretim tarihi, tüketim tarihi, alerjenleriniz varsa sizin onlara bakmanız gerekiyor. Onay ve kayıta bakmak lazım. Bilinen markaların etiketlerinde taklit yapılamaz ama ambalajda şişme var mı buna bakmak lazım. Soğuk zincirdeki ürünü siz kasanın yanından alıyorsanız olmaz. Türkiye’de merdiven altı diye bir gerçek var. Dışarıda satılan bir ürünü alıyorsanız siz gıda riskini kabul ediyorsunuz demektir” ifadelerini kullandı.

BİLİMSEL VE BAĞIMSIZ OTORİTEYE İHTİYAÇ VAR

İnsanların gıda tüketimiyle ilgili kendi düşüncelerini söylemesinin tüketiciyi çok etkilediğini kaydeden Akdağ “ABD’de FDA, Avrupa’da EFSA gibi otoriteden de bağımsız bilim dünyasının temsil edildiği sistem var. Bir insan yanlış bir açıklama yaparsa hemen doğrusunu açıklarlar. Yanlış bulunduğu için de ciddi para cezaları, meslekten menler uygulanıyor. Bizde böyle bir ceza veya yaptırım sistemi yok. Hep bilimsel ve bağımsız bir otoritenin ihtiyacını anlattık. Bakan Bey’in (Tarım Bakanı Bekir Pakdemirli) anlattığı, kurulacak bilimsel kurulda da hem farklı disiplinlerin hem de o disiplinler içinde konuyu bilen her alanda uzmanlaşmış kişilerin olması çok önemli” ifadelerini kullandı.

MARGARİNDE DOMUZ YAĞI OLAMAZ

Türkiye’de domuz yağı kullanılmadığını, margarinin hayvansal olmadığı için içinde domuz yağı zaten kullanılamayacağını belirten Akdağ “Zamanında bir bilgi kirliliğiyle doğan ön yargı dolayısıyla margarinlerin üzerine ‘domuz yağı yoktur’ yazılır. Bunun yazılmasını yasa koyucu istedi, tüketiciler anlasın diye. Normalde siz ürünün içinde olmaması gereken bir şeyi beyan edemezsiniz. Avrupa’da da Türkiye’de de böyledir. Bu beyanı yapmak normalde yasaktır” dedi.

ÖNDER ÇELİK

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here