Küresel jeopolitiğin merkez üssü, Ukrayna-Rusya savaşının ardından radikal bir biçimde yön değiştirdi. Batı dünyası, Moskova’ya olan enerji bağımlılığını sıfırlamak için çırpınırken, gözünü uzun süredir ihmal ettiği bir coğrafyaya, Türkistan’ın uçsuz bucaksız kaynaklarına dikti. İşte tam bu süreçte, geçtiğimiz günlerde Türkmenistan’da gerçekleşen tarihi Türkmenbaşı Zirvesi, sadece ticaret yollarını değil, küresel enerji haritasını da Hazar merkezli olarak yeniden çizdi. Bugün artık Orta Koridor, sadece tırların ve trenlerin vızır vızır işlediği bir ticaret hattı değil; Batı’nın kaderini belirleyecek kıtasal bir enerji otobanıdır.
Yıllarca Hazar Denizi’nin hukuki statüsü ve bürokratik engeller nedeniyle bir türlü hayata geçirilemeyen Trans-Hazar Doğal Gaz Boru Hattı, Türkmenbaşı’nda ortaya konan C6 (Türkistan Altılısı) iradesiyle nihayet ete kemiğe bürünüyor. Türkmen gazının Hazar’ın altından Bakü’ye, oradan da Türkiye üzerinden TANAP vasıtasıyla Avrupa’ya ulaştırılması projesinde artık kurumsal mutabakat sağlandı. İlk etapta yıllık 16 ila 30 milyar metreküp gazın bu hattan akması planlanıyor. Bu hamle, Ankara’yı sadece bir geçiş ülkesi yapmıyor; Türkiye’yi küresel enerji fiyatlarının belirlendiği en büyük enerji ticaret merkezi (hub) konumuna yükseltiyor.
Yeşil Enerjinin Yeni Kalbi: Hazar Geçişli Akım
Ancak önümüzdeki yeni enerji haritası, sadece petrol ve doğal gaz gibi fosil yakıtlarla sınırlı değil. Türkistan coğrafyası, modern çağın ruhuna uygun bir yeşil enerji devrimine imza atıyor. Kazakistan ve Özbekistan bozkırlarında üretilen devasa rüzgâr ve güneş enerjisi, Hazar Denizi’nin tabanına döşenecek yüksek gerilim kablolarıyla Azerbaycan’a, oradan da Nahçıvan üzerinden Türkiye şebekesine bağlanacak.
Bu durum, panelimizin de ana eksenini oluşturan Kars ve Nahçıvan’ı sadece demir yollarının değil, küresel temiz elektrik iletiminin de stratejik kilidi haline getiriyor. Batı, endüstrisini yeşil enerjiyle döndürmek istiyorsa, artık gözünü Kars’tan Nahçıvan’a açılan o enerji kapısına dikmek zorundadır.
Şuşa Beyannamesi: Enerji Hatlarının Çelik Kalkanı
Milyarlarca dolarlık bu mega projelerin hayata geçmesi, şüphesiz en çok “güvenlik” ve “istikrar” parametrelerine bağlıdır. İşte bu noktada, Türkiye ve Azerbaycan arasında imzalanan tarihi Şuşa Beyannamesi devreye giriyor. Bakü ile Ankara’nın müttefikliğini en üst askeri ve diplomatik düzeyde tescil eden bu beyanname, aslında Hazar’dan Avrupa’ya uzanan tüm bu enerji hatlarının çelik kalkanıdır.
Güney Kafkasya’nın, özellikle de Zengezur hattının güvenliği, iki ülkenin ortak askeri stratejisiyle korunmaktadır. Bu askeri güvence, küresel enerji devleri ve Batılı yatırımcılar için en büyük “güvenli liman” teminatıdır. Şuşa Beyannamesi’nin sunduğu bu savunma şemsiyesi olmasaydı, Hazar’ın altından geçecek hatların jeopolitik riski taşınamaz olurdu.
Asırlık Ruhtan Kıtasal Güce
1921’de Ankara Cebeci’de yanan o ilk diplomatik kıvılcım ve 1992’de Nahçıvan’da hayat bulan o inanç, bugün Hazar’ın altından geçen boru hatlarıyla, kıtaları besleyen elektrik kablolarıyla devasa bir gövdeye dönüşüyor. Türkiye, Şuşa müttefikliği sayesinde Azerbaycan üzerinden Türkistan’ın kalbine eklemlenirken; Batı Türkistan cumhuriyetleri de Hazar’ı aşarak Türkiye üzerinden dünyaya açılıyor.
Cumhuriyetimizin yeni yaşını idrak edeceğimiz bu Cumhuriyet Haftası’nda, haritaya bakıp gurur duymak için çok sebebimiz var. Çünkü artık Kars’tan Nahçıvan’a açılan kapı, sadece iki kardeş ülkeyi birbirine bağlamıyor; Türkistan’ın enerjisini arkasına alarak yeni bir dünya düzeni kuruyor.
Yorumlar kapalı.