Alamut Kalesi’ni bilirsiniz…
Bugün İran sınırları içinde kalan bu sarp kale, 11. yüzyılda Hasan Sabbah ve Haşhaşilerle özdeşleşti.
Yüzyıllardır anlatılan hikâyeye göre Sabbah, insanlara gerçek olduğuna inandırıldıkları başka bir dünya gösteriyor, ardından onları kendi amaçları doğrultusunda yönlendiriyordu.
Bu anlatının tarihsel doğruluğu tartışılır.
Ama metaforu çok güçlü: İnsana yaşadığı gerçek yerine başka bir gerçeklik göstermek.
Futbol gündemine yetişemez olduk.
Bugün yalnızca hakemleri, yöneticileri, bahis ve soruşturmaları konuşmuyoruz.
Gerçeği kimin ürettiğini de tartışıyoruz.
29 Eylül’de MHK Başkanı Ferhat Gündoğdu’nun da aralarında bulunduğu 7 kişi, “mobbing” ve “resmi belgede sahtecilik” soruşturması kapsamında gözaltına alındı. Soruşturmanın hakem klasmanları, puanlama, görevlendirme, atama ve sınav süreçlerine müdahale iddialarını kapsadığı açıklandı.
Ertesi gün TFF, son beş yılda Süper Lig ve 1. Lig kulüplerinde yöneticilik yapmış 448 kişinin bahis oynadığı gerekçesiyle PFDK’ya sevk edildiğini duyurdu.
Asıl soru şu: Biz bu tabloyu neden bugün görüyoruz?
Daha da önemlisi, bugüne kadar anlatılan futbol ile soruşturma dosyalarından ortaya çıkan futbol neden birbirinden bu kadar uzak?
Hatırlayın.
30 Nisan’da İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Osman Sağlam, Dünya Kupası nedeniyle operasyonlara ara verildiğini söylemişti.
Adalete ara verilir mi?
Türk futbolu yıllardır sancı içindeyken operasyonlara neden ara verildi?
Üstelik zamanlama meselesi burada bitmiyor.
Milli ara 20 Eylül’de başladı.
MHK operasyonu 29 Eylül’de geldi.
Tam da Türkiye’nin futbol dışındaki ağır gündeminin yaşandığı günlerde…
17 Eylül’de SPK 131 fonun tasfiyesine karar vermiş, piyasalardaki kriz derinleşmişti.
26 Eylül’de Fatma Betül Sayan Kaya’nın AKP’deki görevlerinden istifası gündeme geldi.
Fon soruşturması da büyümeye devam etti.
Sonra bir anda ülkenin bütün ekranları futbola döndü.
İşte burada durmak gerekiyor.
Futbol, toplumsal ve ekonomik meselelerin üzerini örten bir aparata dönüşmemeli.
Çünkü siyasetçinin futbola ilgisi yeni değil.
Merhum Hasan Doğan’ın TFF Başkanı olmasıyla birlikte futbol-siyaset ilişkisi daha görünür hale geldi.
Bugün geldiğimiz noktada ise futbol ile siyaset arasındaki sınırın nerede başlayıp nerede bittiğini tartışıyoruz.
Siyasetçi başarıyı sahipleniyor, zaman zaman rol çalıyor.
Futbol ise yalnızca bir spor olmaktan çıkıp oy devşirmenin de araçlarından biri haline gelebiliyor.
Bu konu başlı başına başka bir yazının konusu…
Alamut meselesine tekrar dönelim.
Beyin cerrahı Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın, Hasan Sabbah’ı “Metaverse’ün babası” olarak nitelendiriyor. Tarihsel iddia tartışılabilir; fakat benzetmenin özü çarpıcı:
Gerçeğin yerine başka bir gerçeklik koymak.
Örneğin, hakem atamaları tartışmaları alevlenince ‘VeTAS sistemine geçildiği söylendi.’
Veri tabanlı atama sistemi…
Otomasyon…
İnsan unsurunun azaltılması…
Şeffaflık…
MHK Başkanı hakkında yürütülen soruşturma, yıllardır anlatılan bu sistemin gerçekten söylendiği gibi işleyip işlemediği sorusunu da beraberinde getirdi.
VeTAS gerçekten karar veren sistem miydi, yoksa karar öncesindeki insan eli görünmez mi kaldı?
Çünkü mesele yalnızca kura değil.
Kuraya kimlerin girdiği.
Tam bu noktada Ali Koç’un geçen yılki sözlerini hatırlamak gerekiyor.
17 Eylül 2025’te, Fenerbahçe seçimine günler kala Alanyaspor maçının ardından, hakem atamasını “seçim öncesi operasyon” ve “Fenerbahçe seçimlerine müdahale” olarak nitelendirmişti.
Koç, Ferhat Gündoğdu’nun kim olduğunun ve neyi temsil ettiğinin araştırılmasını da ısrarla talep ediyordu.
Ali Koç seçimi kaybetti.
Gündoğdu ise hakkında yürütülen soruşturma kapsamında tutuklandı ve görevinden istifa etti.
Ali Koç’un o günkü itirazları bugün yeniden okunmayı fazlasıyla hak ediyor.
Çünkü üzerinden bir yıl geçtikten sonra aynı isme uzanan bir soruşturma, o gün dile getirilen soruları yeniden Türk futbolunun önüne koyuyor.
Bundan sonrası birkaç gözaltı ve yüzlerce sevkle geçiştirilemez.
VeTAS’ın çalışma mantığı, hakem havuzları, atama süreçleri ve sistem kayıtları bağımsız biçimde denetlenmeli.
Soruşturma dosyasındaki yazışmalar ve dijital materyaller incelenmeli.
Ve en önemlisi, soruşturma yalnızca kimlerin suçlandığını değil, sistemin nasıl çalıştığını ortaya çıkarmalı.
Bugün bu konuların gündeme gelmesini, uğradıkları haksızlıklar karşısında yılgınlığa düşmeden gerçeğin peşinden koşan dürüst hakemlerimiz başta olmak üzere, hakikat bekçilerine borçluyuz.
Hacıosmanoğlu, “30 yıllık pisliği kimsenin üzerine yıkamazsınız” diyor.
Doğru.
Ama 30 yıllık pislik, son iki yılın hesabını da ortadan kaldırmamalı.
İtalya’da Calciopoli diye bilinen skandalı hatırlayın.
Mesele yalnızca birkaç hakemin düdüğü değildi; o düdüğün kimler tarafından, nasıl ve hangi düzen içinde şekillendiğiydi.
Juventus’un küme düşürülmesi dahil sportif sonuçlar doğdu.
Türk futbolunun paydaşları bu düzeni derinlemesine tartışmak zorunda.
İsimlere takılmamak lazım. Bu kokmuş düzen böyle devam ederse:
Yeni isimler…
Yeni sloganlar…
Eski düzen.
Bu nedenle, federasyon başkanı seçilmesine kesin gözüyle bakılırken, seçimlere bir hafta kala “İftiralarla dolu kirli bir operasyona maruz kaldım” diyerek adaylıktan çekilen Servet Yardımcı’dan da aynı cesareti bekliyorum.
Çünkü mesele yalnızca kimin başkan olacağı değil, nasıl bir düzenin değiştirileceğidir.
İşte Alamut tam da budur.
İnsanı gerçeği aramaktan vazgeçiren, kendisine anlatılana inandıran düzen…
Türk futbolunun bugün ihtiyacı yeni bir hikâye değil.
Uyanmak.
Çünkü yıllardır bize anlatılan futbolun gerçekten ne olduğunu anlamanın tek yolu, kalenin dışına bakmak değil; duvarların nasıl örüldüğünü sorgulamaktır.
Alamut’u yıkacak olan da yeni bir masal değil; hakikati arayanların cesareti, gerçeğin kendisidir.
Yorumlar kapalı.