Kalp kırıklığı, dilimizde sadece duygusal bir yara olarak yer etse de tıp dünyasında ciddi bir karşılığı var. Yoğun üzüntü, ani hayal kırıklığı ya da şiddetli stres sonrası kalp kasının geçici olarak zayıflaması ve kalbin balon gibi şişmesiyle ortaya çıkan Kırık Kalp Sendromu, kalp krizini taklit eden ve mutlaka ciddiye alınması gereken bir hastalık olarak tanımlanıyor.
Kalp-Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Bingür Sönmez’e bu hastalıkla ilgili bilinmesi gerekenleri sordum. İşte açıklamaları…
Prof. Dr. Bingür Sönmez
Stres kadın kalbinde daha çok iz bırakıyor
Stres, yoğun duygusal travmalar, kalp üzerinde fiziki olarak da olumsuz etkiler yaratabiliyor. Kırık Kalp Sendromu olarak adlandırılan ve kalp kasında hasara yol açabilen bu durum; kalp yetersizliği, hayati risk oluşturacak ritim bozuklukları ve pıhtı atması gibi sorunlara neden olabiliyor.
Kırık kalp sendromu nedir?
Hastalık ilk kez 1990 yılında Japonya’da Takotsubo Sendromu olarak tanımlanmıştır. Japon kardiyoloğun, bir hastasındaki kalp kasının görüntülerini, Japonların ahtopot avında kullandıkları ve ağız kısmı dar taban kısmı geniş vazoya benzer bir araca Takotsubo’ya benzetmesi nedeniyle bu isimle anılmıştır. ‘Kırık Kalp Sendromu’ yoğun bir duygusal ya da fiziksel sarsıntının ardından (iflas, boşanma, çok yakın bir kayıp, deprem gibi doğal afetler…) aşırı bir adrenalin deşarjına bağlı olarak kalbin; oluşan spazm sonucunda kasılma gücünün azalmasıdır.
Kalp krizinden ayırt etmek mümkün mü?
Hayır… Tablo kalp krizinden neredeyse ayırt edilemez: Göğüs ağrısı, nefes darlığı, EKG’de değişiklikler, kanda kalp enzimlerinde yükselme saptanabilir. Ancak anjiyografide tıkalı damar yoktur, şiddetli bir spazm olmuş ve açılmıştır. Yani koroner damarlarda tıkanıklık yoktur. Suçlu, stres anında boşalan adrenalin fırtınasıdır.
En çok kadınlarda görülür
Hastalık neredeyse kadınlara özgü olup olguların yaklaşık % 90’ı kadın olup ortalama yaş 65’tir. Hormonal dengenin bozulmaya başladığı peri menopoz (menopoz öncesi) veya hemen sonrası yani kadınların en kırılgan olduğu dönemde görülür.
Akut koroner sendrom şüphesiyle acil hastaneye gelen her 100 hastanın yaklaşık 2’sinde tanı budur. Ani üzüntü, hayal krıklığı ve stresle gelişir. Nedeni östrojen seviyelerindeki düşüş ve stres hormonlarına verilen aşırı tepkidir.
Östrojenin verdiği ve geri aldığı
Kadınların doğurganlık dönemi boyunca koroner kalp hastalığı erkeklere göre daha az görülür. Bunun nedenlerinden biri, östrojen hormonunun damarların iç yüzeyini ve kan yağlarını olumlu yönde etkilemesidir. Ancak östrojen kadını kalp hastalığına karşı tamamen koruyan bir kalkan değildir. Bu büyük ölçüde damar iç tabakasında nitrik oksit üretimini artırıp damarı gevşeten, LDL kolesterolü düşürüp HDL’yi yükselten, damar duvarını esnek tutup, enflamatuar süreçleri baskılayan östrojen sağlamaktadır. Ama bu bir bağışıklık değil “ödünç verilmiş bir armağandır.”
Menopoz etkisi
Menopozla birlikte östrojen çekildiğinde olaylar tersine dönüp LDL yükselip, HDL’nin koruyucu özelliği azalmakta, tansiyon yükselmekte, bel çevresi artmakta (obezite), damarlar sertleşmekte ve insülin direnci ve diyabet kapıda beklemektedir.
Kadınların koroner risk eğrisi menopozdan sonra hızla erkeklerinkine yaklaşır. Menopoza 45 yaşından önce giren ya da cerrahi menopoza giren kadınlarda bu süreç daha erken ve daha sert başlar.
Hormon tedavisi korur mu?
Yıllarca tartışılan bu konu “zamanlama hipotezi” ile kabul görmüş bulunmaktadır. Hormon tedavisi menopozun hemen başlamakta olduğu sıra (perimenopoz) veya hemen sonra yani damarlar henüz görece olarak sağlıklıyken başlandığında kalp açısından faydalıdır. Fakat damar plaklarının oturduğu bir hastada başlandığı zaman ise zarar verebilir. Buradaki kural nettir: “Kadın doğum doktoru hormon tedavisini kalbi korumak için değil menopoz şikâyetleri için verir” ama kararı kişiselleştiren, kadının kardiyovasküler riskini hesaplayan “kardiyologdur.”
STRES NASIL ETKİLER?
Stres kadın kalbine ciddi anlamda dokunmaktadır. Kadınların maruz kaldığı stres türleri de erkeklerden farklıdır. Tüm aileye bakım verme yükü, ekonomik güvencesizlik, çocukluk çağı olumsuz yaşantıları ve aile içi şiddet kadınlarda belirgin biçimde daha yaygın ve kardiyovasküler etkileri daha belirgindir. Uluslararası kardiyoloji literatürü artık bu başlıkları koroner kalp hastalığında hesaba katılması gereken risk olarak ele almaktadır.
Mutlaka takip edilmeli
Kırık Kalp Sendromu’nda kalp kası çoğu hastada haftalar içinde eski gücüne dönse de akut dönemde kalp yetersizliği, dayanılmaz göğüs ağrısı, ritim bozukluğu olabildiği gibi akciğer ödemi ve şok gelişebilir. Nadir de olsa hayati risk dikkate alınarak tedavi yoğun bakımda sürdürülmelidir. Yaklaşık % 5 hastada yıllar içinde tekrarlayabilir. Kısacası “geçer” denip evine gönderilecek bir tablo değil; hastanede izlenmesi ve takip edilmesi gereken gerçek bir kalp hastalığıdır.
KALP SAĞLIĞI
Bir kadın kalbini nasıl koruyabilir?
Korunmanın temeli, riskleri erken tanımaktır.
KADINLAR…
– Belli aralıklarla tansiyonlarını ölçtürmeli,
– Kolesterol ve kan şekeri değerlerini öğrenmeli,
– Sigara kullanmamalı,
– Haftada en az 150 dakika orta şiddette hareket etmeli,
– Akdeniz tipi beslenmeyi benimsemeli,
– Sağlıklı kiloya ulaşmalı,
– Düzenli uyumalı,
– Stresten mümkün olduğunca uzak durmalı, stres yönetimini öğrenmeli,
– Düzenli olarak kalplerini kontrol ettirmeli.
Zaman kaybetmeyin!
Göğüste 15-20 dakikadan uzun süren baskı, sıkışma veya yanma; buna eşlik eden nefes darlığı, soğuk terleme, bulantı, çene-sırt-omuz-kola yayılan ağrı, ani bitkinlik veya bayılma hissi varsa 112’yi arayın ya da çevrenizdekilere aratın. ‘Geçer’ diye beklemeyin, Kalp kasından zamana bağlı olarak kaybedilen doku geri gelmiyor; kaybedilen her dakika kalp adalesinde kalıcı hasar bırakıyor.
Bu hatalar teşhisi geciktiriyor
Bir çalışmada (VIRGO) kadınların şikâyetle başvurdukları zaman hekim tarafından “kalp dışı” bir nedene bağlanma oranı % 53, erkeklerde % 37 olduğu görülmüştür. Kadınların da kendi belirtilerini daha çok strese, kaygıya ya da reflüye yorumlamaları tanıda kabul edilemeyecek bir gecikmeye sebep olmaktadır. Bu nedenle güncel kardiyoloji kılavuzları “tipik ağrı/atipik ağrı” ayrımını terk etmiş, yerine “kardiyak, olası kardiyak, kardiyak olmayan” sınıflaması önermektedir. Bunda amaç kadının ağrısını daha baştan önemsiz bir ağrı olarak görülmesinin önüne geçmektir.
Östrojenin verdiği ve geri aldığı
Kadınların doğurganlık dönemi boyunca koroner kalp hastalığı erkeklere göre daha az görülür. Bunun nedenlerinden biri, östrojen hormonunun damarların iç yüzeyini ve kan yağlarını olumlu yönde etkilemesidir. Ancak östrojen kadını kalp hastalığına karşı tamamen koruyan bir kalkan değildir. Bu büyük ölçüde damar iç tabakasında nitrik oksit üretimini artırıp damarı gevşeten, LDL kolesterolü düşürüp HDL’yi yükselten, damar duvarını esnek tutup, enflamatuar süreçleri baskılayan östrojen sağlamaktadır. Ama bu bir bağışıklık değil “ödünç verilmiş bir armağandır.”
www.sozcu.com.tr internet sitesinde yayınlanan yazı, haber ve fotoğrafların her
türlü telif hakkı Mega Ajans
ve Rek. Tic. A.Ş’ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas
edilemez.

Yorumlar kapalı.