Prof.Dr. Aygün Attar’ın ‘İran’da Siyasi Buhran’ adlı o yazısı:
“İran’da siyasi buhran söylemi ile eylemi zıtlık oluşturan, şirazeden çıkmış Molla iktidarına 46 yıldır tahammül edenlerin artık yeter diyerek ülkenin dört bir tarafında ayaklandığı hakikati var ortada…
Halk, doğal serveti ve jeostratejik konumu itibariyle dünyanın en zengin ülkelerinden
olan İran’da uzun yıllardır varlık içinde yoklukla imtihan edilmektedir.
Buna paralel olarak da iktidarın nimetlerini elde eden dini zümrenin evlatları batılı
ülkelerde bir eli yağda bir eli balda yaşam sürdürmektedir.
Milli bütçe talan edilmiş ekonomi çökmüş vaziyette, ehli -İran yönetimin elinden dâd
ediyor.
Dini söylemlere sığınan ve mezhebi enstrüman olarak kullanan Molla rejimini bu defa ne maktel-i Hüseyin ne de Hikâye-yi Kerbela bile kurtaracak gibi gözükmüyor.
Daha önceleri kalabalığa Farsça nara atarak söyletilen “Merg ber Amrika” (“Amerika’ya
ölüm”) ritüeli de Pezeşkiyan’ın (içinde bulunduğumuz ağır krizin suçlusu biziz, Amerika değil) özeleştirisi ile geçersiz akçeye dönüştü .
İran, sözün tam anlamıyla derin siyasi buhran yaşamaktadır. Siyasi buhranların nedenleri çok çeşitli ve karmaşıktır. Genellikle tıpkı İran örneğindeki gibi ekonomik, sosyal, kültürel, ideolojik ve dış etkenlerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkarlar.
İran siyasi buhranının temel nedeni ekonomik faktörler (enflasyon, işsizlik, gelir dağılımındaki adaletsizlikler, yoksulluk gibi sorunlar) olsa da siyasi sistemdeki mevcut kırılganlık nedeniyle düzene karşı tepki ve rejime duyulan güvensizliğin etkisiyle protestolar hızlıca ülke genelinde yayılma eylemine dönüşmüş bulunmaktadır .
Özellikle ekonomik beklentileri karşılanmayan kesimler, başka deyimle tenceresi kaynamayan aileler öfkeli kalabalıkları oluşturan izdihama dönüşerek sokaklara dökülmüşler. Sosyal faktörler, ekonomik krizle patlak veren İran siyasi buhranının en önemli bileşenlerindendir.
Pezeşkiyan sonrası hafifletici önlemler alınmasına rağmen kadınlara yönelik devam eden baskı/ayrımcılık, devrim muhafızları tarafından ısrarla uygulanan ve toplumu rencide eden dayatmalar, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimdeki farklılıklar, toplumsal kutuplaşma gibi sosyal eşitsizlik mevzusu İran siyasi buhranına zemin hazırlamıştır.
Bir tarafta serveti milyonlarca dolarla ifade edilen Molla/bürokrat kesimi diğer tarafta kepenk kapatmak zorunda bırakılan ve toplumun önemli bir kısmını ihtiva eden Kapalı Çarşı esnafı.
Sosyal gruplar arasındaki gerilimin tırmanması Tümen’in dolar karşısında tarihinin en ağır yenilgisi ile patlak verdi ve halk siyasi sistemin meşruiyetini sorgulanır hale getirdi. Sosyal adaletsizlik duygusu, halkın siyasi katılımını artıran en tetikleyici unsura olarak protesto hareketlerine dönüştü.
İran gibi çok kültürlü toplumlarda, farklı kültürel grupların taleplerinin karşılanmaması, ayrılıkçı hareketlere ve çatışmalara her zaman yol açabilse de bu defa belirgin olarak ekonomik ve siyasi taleplerin önde olduğunu gözlemliyoruz.
Siyasi sistemin temel değerlerini tehdit eden en tehlikeli unsur ideolojik kutuplaşmadır. Pezeşkiyan’ın tavrı, onun durumun vehâmetini realist olarak kabul ettiğini gösteriyor. Pezeşkiyan‘ın tüm açıklamaları siyasi diyalog ve uzlaşma imkanlarını ortadan kaldırabilen ideolojik kutuplaşmanı önlemeye yönelik olsa da İran’ın yönetim mekanizmasından kaynaklanan iki başlılık ve rejimin aslında Dini Lider tarafından adeta monarşi usluyla idaresi kısıtlı yetkiye sahip Cumhurbaşkanını mevcut kaos halinde yetersiz kılıyor .
İran’da boy gösteren siyasi buhranı dış müdahale etkisinden muaf olarak değerlendirmek en hafif tabirle saflık olur. Haziran ayında İsrail ile 12 gün süren savaşın akabinde Amerika’nın yeniden İran’a yönelik olası bir savaşta İsrail ‘in yanında aktif olarak yer alacağına dair Trump tarafından defaatle yapılan açıklamalar ülkenin içini karartmaya yönelik önemli dış etkenlerdendir .
MOSSAD’ın ülke dahilinde cirit atan ajanları, Ortadoğu ‘da yaşanan ve Gazze, Suriye ve Irak’ta İran’ın aleyhine gelişen siyasi olaylar ülke dahilinde siyasi sistemin bozulması amacını taşıyan hamlelerdi.
İran’da boy gösteren olayların her yönü ile incelenmesi bize yaşananların bir siyasi buhran olduğunu gösteriyor.
İran’da yaşanan bir ekonomik resesyon, yahut bir hiperenflasyon değil düpedüz bir siyasi buhrandır.
Siyasi buhran, siyasi sistemde yaşanan derin ve yaygın kriz durumudur ki genellikle ani ve beklenmedik olaylar sonucu ortaya çıkabileceği gibi, uzun süren birikimlerin ve çözülemeyen sorunların sonucunda da patlak verebilir.
Buhran, mevcut siyasi düzenin sorgulanmasına ve yeni arayışlara neden olabilir. İran’da da yaşananlar budur.
Umarım, İran halkı hür iradesiyle istediği ve arzu ettiği bir sonuca dışarıdan müdahale
edilmeden ulaşır.
Umarım İran halkı terör örgütlerinin eliyle Ortadoğu’yu yeniden şekillendiren “proje
babalarının kullanışlı aparatı PEJAK’ı öne sürerek İsrail’le Amerika’nın hayır duasını alan bir “vekil yöneticinin” eliyle İran’ın parçalamaya kalkanlara fırsat vermezler.
Aksi taktirde büyük siyasi buhran sadece İran’la sınırlı kalmaz, tüm bölgesel ve küresel
jeopolitik dengeleri alt üst eder ve bundan en derin yara alanlar Azerbaycan ile Türkiye olur.
Önemli not: İran’da tüm değişim inkılapları şu coğrafyanın 1924 senesine kadar
yönetimini elinde bulunduran, ülke nüfusunun yarısından fazlası olan Azerbaycan
Türklüğünün bayraktarlığını yapan şanlı Tebriz’den başlamıştır.
Ama bu defa tıpkı 2018’de olduğu gibi Tebriz temkinli ve Kapalı Çarşı sessiz. Ayrıca çok büyük dayanışma gücüyle ünlü, milyonları etrafında kenetleyen Traktör taraftarlarının protestolarda iştirakı ve ağırlığı gözlemlenmemekte. Şüphesiz burada Pezeşkiyan faktörünün önemli bir payı vardır. Umarım, etnik milliyetçilik zeminine kaymadan aciliyeti olan sorunların çözümü için akıllıca bir yol izlenir.
Özetleyecek olursak sınır komşumuz İran’da inkılabın ayak sesleri duyulmaktadır ve bu sese kulağımızı tıkamamız imkansız gözüküyor.
Ankara, Rusya ve Çin’in henüz İran’da yaşananlarla ilgili resmi bir açıklama yapmamış
olması da olayın son derece ciddiyetli bir hal olarak değerlendirilmesinin kanıtıdır.
Trump ve Netanyahu’nun İran’a yönelik radikal söylemleri Tahran yönetiminin lehine
etkisini gösterir.
Çok kadim devlet geleneğine sahip devlet milletçiliği kabarık olan halkın İranlılık ruhunu bilemek için Mollaların en çok ihtiyaç duyduğu söylemler Trump’ın hezeyanları, Netanyahu’nun hastalıklı megalomanlığıdır!
Bekleyip göreceğiz ama Güney Azerbaycan başta olmak üzere derin bağımız ve jeopolitik açıdan ciddi duyarlılığımız olan İran’la ilgili sessiz kalmamız imkansız!”
Prof.Dr. Aygün Attar
Yorumlar kapalı.