Dünya siyasetinin ağırlık merkezi değişiyor. Yirminci yüzyılın uluslararası düzenini şekillendiren Atlantik merkezli güç ilişkileri, yirmi birinci yüzyılda Asya’nın ekonomik yükselişi, enerji kaynakları, ulaştırma ağları ve yeni güvenlik arayışları karşısında yeniden biçimleniyor. Küresel siyasetin geleceği artık yalnızca Washington, Brüksel, Londra veya Moskova’da değil; Pekin’de, Ankara’da, Astana’da, Taşkent’te ve giderek daha belirgin biçimde Bakü’de de tartışılıyor.
15 Ekim 2026 tarihinde Bakü’de gerçekleştirilmesi öngörülen Asya’da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı’nın (CICA) 7. Zirvesi, bu tarihsel dönüşümün dikkat çekici diplomatik gelişmelerinden biridir.
Ancak Bakü Zirvesi’ni önemli kılan yalnızca Asya’nın farklı bölgelerinden devletlerin aynı masa etrafında buluşacak olması değildir. Asıl mesele, Azerbaycan’ın bu buluşmaya ev sahipliği yaparken temsil ettiği yeni jeopolitik gerçekliktir.
Çünkü Azerbaycan, son otuz yılı aşkın sürede bağımsızlığını yeniden kazanmış, topraklarının işgaline karşı mücadele etmiş, ekonomik ve askerî kapasitesini geliştirmiş, Karabağ’da egemenliğini yeniden tesis etmiş ve bugün uluslararası diplomasinin önemli platformlarından birine başkanlık eden bir devlete dönüşmüştür.
Bu dönüşümün Türk dünyası bakımından anlamı ise çok daha geniştir.
Kanaatimce, Bakü’deki CICA Zirvesi yalnızca Azerbaycan diplomasisinin başarısı olarak değil, Türk devletlerinin Asya’nın değişen jeopolitik mimarisinde giderek artan öneminin de göstergelerinden biri olarak değerlendirilmelidir.
Zira Asya’nın geleceği yeniden şekillenirken Türk dünyası artık yalnızca tarihî ve kültürel ortaklıklarla tanımlanan bir coğrafya değildir. Hazar havzasından Anadolu’ya, Orta Asya’dan Avrupa’ya uzanan enerji, ulaştırma, ticaret ve diplomasi ağlarının önemli aktörlerinden biridir.
Bugün Türk dünyasının önündeki temel mesele, sahip olduğu coğrafi ve tarihî potansiyeli ortak stratejik kapasiteye dönüştürebilmektir.
KARABAĞ ZAFERİ’NDEN ASYA DİPLOMASİSİNE: AZERBAYCAN’IN YENİ KONUMU
Azerbaycan’ın CICA dönem başkanlığını ve Bakü Zirvesi’ni, 2020 Karabağ Zaferi ile 2023 yılında ülkenin Karabağ üzerindeki egemenliğini yeniden tesis etmesinden bağımsız değerlendirmek mümkün değildir.
Yaklaşık otuz yıl boyunca Azerbaycan dış politikasının merkezinde işgal altındaki toprakların kurtarılması, toprak bütünlüğünün sağlanması ve uluslararası hukukun uygulanması bulunuyordu.
Bugün ise Azerbaycan, güvenlik önceliklerini korumakla birlikte dış politikasının kapsamını genişleten yeni bir döneme girmiştir.
Bu yeni dönemde Bakü, yalnızca Güney Kafkasya’nın güvenlik sorunlarıyla ilgilenen bir başkent değildir. Enerji güvenliği, küresel ulaştırma hatları, iklim diplomasisi, ekonomik bağlantısallık ve çok taraflı uluslararası iş birliği gibi alanlarda daha görünür roller üstlenmektedir.
2024 yılında COP29’a ev sahipliği yapan Azerbaycan’ın 2024–2026 döneminde CICA başkanlığını yürütmesi, bu diplomatik çeşitlenmenin önemli örneklerindendir.
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in liderliğinde izlenen dış politikanın belirgin özelliklerinden biri, Azerbaycan’ın farklı güç merkezleriyle ilişkilerini geliştirmeye çalışırken kendi millî çıkarlarını ve stratejik önceliklerini korumasıdır.
Azerbaycan’ın Türkiye ile müttefikliği, Türk dünyasıyla bütünleşme politikası, Avrupa ile enerji ilişkileri, Orta Asya devletleriyle artan iş birliği ve Asya’nın büyük ekonomileriyle geliştirdiği temaslar bu yaklaşımın birbirini tamamlayan boyutlarıdır.
Dolayısıyla CICA Zirvesi, Bakü’nün yalnızca diplomatik görünürlüğünü artıran bir etkinlik değil, Azerbaycan’ın farklı coğrafyalar arasında geliştirmeye çalıştığı ilişkilerin uluslararası düzeyde değerlendirilmesine imkân sağlayan bir platformdur.
CICA: ASYA’NIN GÜVENLİK MİMARİSİNDE FARKLI BİR MODEL
1992 yılında Kazakistan’ın girişimiyle temelleri atılan CICA, Asya’da güven artırıcı önlemleri, siyasi diyaloğu ve çok taraflı iş birliğini geliştirmek amacıyla oluşturulmuştur.
Bu platformun en önemli özelliklerinden biri, birbirleriyle ciddi siyasi ve stratejik anlaşmazlıkları bulunan devletleri aynı diplomatik çatı altında buluşturabilmesidir.
Çin, Hindistan, Pakistan, Rusya, İran, Türkiye, Azerbaycan ve Orta Asya devletleri gibi farklı güvenlik önceliklerine sahip ülkelerin CICA bünyesinde yer alması, teşkilatın diplomatik önemini ortaya koymaktadır.
CICA bir askerî ittifak değildir. Ortak savunma yükümlülüğü getiren bir yapı olmaktan ziyade, devletler arasında güvenin geliştirilmesini, çatışma risklerinin azaltılmasını ve karşılıklı iş birliğinin güçlendirilmesini amaçlamaktadır.
Bu nedenle CICA’nın değeri, üye devletlerin bütün meselelerde uzlaşmış olmasından değil, farklı çıkar ve görüşlere rağmen diyaloğu sürdürebilmelerinden kaynaklanmaktadır.
Azerbaycan’ın dönem başkanlığında bağlantısallık, dijitalleşme ve sürdürülebilir büyümenin öne çıkarılması da güvenlik kavramına daha geniş bir perspektiften yaklaşıldığını göstermektedir.
Günümüzde güvenlik yalnızca askerî kapasiteyle ölçülmemektedir. Enerji arzının sürdürülebilirliği, ulaştırma hatlarının güvenliği, ekonomik karşılıklı bağımlılık, dijital altyapılar ve tedarik zincirlerinin dayanıklılığı da ulusal ve bölgesel güvenliğin ayrılmaz parçalarıdır.
İşte bu noktada Türk dünyasının sahip olduğu coğrafi konum, CICA’nın geleceği bakımından özel bir anlam kazanmaktadır.
TÜRK DÜNYASI: ASYA’NIN MERKEZİNDE YÜKSELEN JEOPOLİTİK AĞIRLIK
Türk dünyasının jeopolitik önemini yalnızca nüfus büyüklüğü, doğal kaynaklar veya yüz ölçümü üzerinden değerlendirmek eksik bir yaklaşım olacaktır.
Asıl stratejik değer, Türk devletlerinin Avrasya’nın önemli ulaşım ve enerji bağlantıları üzerinde bulunmalarından kaynaklanmaktadır.
Kazakistan, Orta Asya’nın geniş coğrafyası, enerji kaynakları ve Çin ile Avrupa arasındaki kara bağlantıları bakımından son derece önemli bir ülkedir.
Özbekistan, bölgenin demografik ve ekonomik merkezlerinden biri olarak Orta Asya içi bağlantısallığın geliştirilmesinde belirleyici bir konuma sahiptir.
Kırgızistan, Orta Asya’nın dağlık coğrafyasında bölgesel ulaştırma ve ekonomik iş birliği bakımından önemli imkânlara sahiptir.
Türkmenistan, Hazar havzasındaki enerji kaynakları ve ulaştırma potansiyeliyle Türk dünyasının ekonomik bağlantısallığında dikkate değer bir yere sahiptir.
Azerbaycan, Hazar’ın batı kıyısında Orta Asya ile Güney Kafkasya arasında stratejik bir bağlantı noktasıdır.
Türkiye ise Anadolu’nun jeopolitik konumu, gelişmiş ulaştırma altyapısı, ekonomik kapasitesi ve diplomatik ilişkileri sayesinde bu bağlantıların Avrupa, Akdeniz ve Orta Doğu’ya açılmasında önemli rol oynamaktadır.
Bu devletlerin sahip olduğu imkânlar birlikte değerlendirildiğinde, Türk dünyasının Asya’nın doğusu ile Avrupa arasında önemli bir ekonomik ve jeopolitik bağlantı alanı oluşturduğu görülmektedir.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus şudur: Coğrafi yakınlık ve ortak tarih, kendiliğinden ekonomik bütünleşme yaratmaz.
Bunun için ortak altyapı yatırımları, gümrük işlemlerinin kolaylaştırılması, ulaştırma tarifelerinin uyumlaştırılması, dijital ticaret sistemlerinin geliştirilmesi ve siyasi iradenin sürekliliği gereklidir.
Türk Devletleri Teşkilatı’nın son yıllarda geliştirdiği kurumsal iş birliği, bu bakımdan önemli bir çerçeve sunmaktadır.
Türk dünyasının gelecekteki stratejik gücü, yalnızca ortak kimliğini korumasına değil, bu kimliği somut ekonomik ve kurumsal iş birliğiyle desteklemesine bağlı olacaktır.
Bakü’deki CICA Zirvesi’nin Türk dünyası açısından önemi de burada ortaya çıkmaktadır.
Türk devletleri, CICA’nın çok taraflı diplomatik imkânlarından yararlanarak kendi aralarındaki bağlantısallığı daha geniş Asya iş birliği süreçleriyle ilişkilendirebilirler.
HAZAR’DAN ZENGEZUR’A: TÜRK DÜNYASININ STRATEJİK BAĞLANTISALLIĞI
Yirmi birinci yüzyılın jeopolitik rekabetinde en önemli unsurlardan biri, ticaret yollarının ve ulaştırma koridorlarının çeşitlendirilmesidir.
Dünya ekonomisinde yaşanan krizler, savaşlar, yaptırımlar ve tedarik zincirlerindeki kırılmalar, alternatif güzergâhların önemini artırmıştır.
Bu çerçevede Hazar geçişli Orta Koridor, Türk dünyasının ekonomik bütünleşmesi bakımından stratejik bir imkân sunmaktadır.
Çin ve Orta Asya’dan başlayan, Hazar Denizi üzerinden Azerbaycan’a ulaşan, ardından Gürcistan ve Türkiye aracılığıyla Avrupa’ya bağlanan bu güzergâh, Avrasya ticaretinde alternatif bir ulaştırma hattı oluşturmaktadır.
Kazakistan’ın Hazar limanları, Azerbaycan’ın Bakü Limanı, Bakü–Tiflis–Kars demiryolu ve Türkiye’nin Avrupa bağlantıları bu sistemin temel bileşenleri arasındadır.
Bununla birlikte Orta Koridor’un rekabet gücünün artırılması için yalnızca altyapı yatırımları yeterli değildir. Sınır geçiş sürelerinin azaltılması, liman kapasitesinin geliştirilmesi, taşımacılık maliyetlerinin düşürülmesi ve güzergâh üzerindeki ülkeler arasında koordinasyonun güçlendirilmesi gerekmektedir.
Burada Zengezur bağlantısı ayrı bir stratejik önem taşımaktadır.
Azerbaycan’ın ana karası ile Nahçıvan arasında doğrudan ulaşımın sağlanması, yalnızca Azerbaycan’ın iki coğrafi parçasının birbirine bağlanması anlamına gelmeyecektir.
Bu bağlantının hayata geçirilmesi, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kara ulaştırma seçeneklerini çeşitlendirebilecek, Türk dünyasının doğu-batı yönündeki ticaret ağlarına yeni bir güzergâh kazandırabilecek ve Güney Kafkasya’da ekonomik iş birliği için yeni fırsatlar oluşturabilecektir.
Elbette bu sürecin ilgili devletlerin egemenlik haklarına, uluslararası hukuka ve karşılıklı mutabakata uygun biçimde yürütülmesi önemlidir.
Zengezur güzergâhının geleceği, yalnızca Azerbaycan ve Türkiye bakımından değil, Ermenistan’ın bölgesel ekonomik sistemlere katılması açısından da değerlendirilebilir.
Böyle bir gelişme, Güney Kafkasya’da uzun yıllardır devam eden siyasi ayrışmaların ekonomik iş birliğiyle aşılmasına katkı sağlayabilir.
Ancak Zengezur bağlantısını CICA’nın doğrudan karar vereceği bir mesele olarak görmek doğru değildir. CICA’nın bağlantısallık gündemi, bu güzergâhın da dâhil olduğu daha geniş ulaştırma projelerinin ekonomik ve diplomatik öneminin anlatılması bakımından elverişli bir platform sunmaktadır.
Hazar’ın doğusundaki Türk devletleriyle batısındaki Azerbaycan ve Türkiye arasındaki bağlantıların güçlenmesi, Türk dünyasının ekonomik bütünleşmesinin en somut göstergelerinden biri olacaktır.
TÜRK DEVLETLERİ TEŞKİLATI İLE CICA ARASINDA TAMAMLAYICI BİR İŞ BİRLİĞİ MÜMKÜN MÜ?
Bakü Zirvesi’nin üzerinde düşünülmesi gereken önemli boyutlarından biri de Türk Devletleri Teşkilatı ile CICA’nın farklı fakat birbirini tamamlayabilecek işlevleridir.
Türk Devletleri Teşkilatı, ortak tarihî ve kültürel mirasa sahip devletler arasında kurumsal iş birliğinin geliştirilmesini hedeflemektedir.
CICA ise çok daha geniş bir coğrafyada, farklı siyasi ve kültürel özelliklere sahip Asya devletleri arasında güven artırıcı önlemler ve çok taraflı iş birliği geliştirmeyi amaçlamaktadır.
Bu iki yapının üyelikleri, yetkileri ve öncelikleri aynı değildir. Dolayısıyla birbirlerinin alternatifi olarak değerlendirilmemelidirler.
Ancak Türk devletlerinin her iki platformda geliştirdikleri ilişkiler, ulaştırma, enerji, dijitalleşme ve ekonomik iş birliği alanlarında birbirini tamamlayan sonuçlar doğurabilir.
Örneğin Türk Devletleri Teşkilatı bünyesinde geliştirilen ulaştırma ve gümrük iş birliği projeleri, CICA’nın daha geniş Asya bağlantısallık gündemiyle ilişkilendirilebilir.
Benzer şekilde Hazar havzasında enerji güvenliği, lojistik altyapıların geliştirilmesi ve dijital ticaret alanındaki ortak çalışmalar, daha geniş uluslararası ortaklıkların kurulmasına katkıda bulunabilir.
Burada Türk dünyasının izlemesi gereken yaklaşım, diğer bölgesel aktörleri dışlayan bir bloklaşma anlayışı değil, kendi içindeki dayanışmayı güçlendirirken daha geniş coğrafyalara açılabilen çok yönlü bir iş birliği modelidir.
Çünkü Türk dünyasının jeopolitik değeri, yalnızca kendi üyeleri arasındaki yakınlıktan değil, farklı ekonomik ve siyasi merkezler arasında bağlantı kurabilme kapasitesinden de kaynaklanmaktadır.
TÜRKİYE–AZERBAYCAN MÜTTEFİKLİĞİ: TÜRK DÜNYASININ STRATEJİK DAYANAKLARINDAN BİRİ
Türk dünyasının geleceğine ilişkin herhangi bir jeopolitik değerlendirmede Türkiye–Azerbaycan ilişkilerinin özel konumunu göz ardı etmek mümkün değildir.
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik, yalnızca diplomatik çıkarların oluşturduğu bir yakınlaşma değildir. Ortak tarih, dil, kültür, millî hafıza ve dayanışma üzerine kurulmuş köklü bir birlikteliktir.
Bu tarihsel yakınlık, günümüzde kurumsallaşmış stratejik müttefiklikle desteklenmektedir.
15 Haziran 2021 tarihinde imzalanan Şuşa Beyannamesi, iki devlet arasındaki ilişkilerin güvenlik, savunma, ekonomi, ulaştırma ve diplomasi alanlarında ulaştığı seviyeyi ortaya koyan önemli bir belgedir.
Türkiye ile Azerbaycan’ın enerji projelerinde, ulaştırma altyapılarında ve savunma alanındaki iş birliğinde elde ettiği tecrübe, Türk dünyasının daha geniş ekonomik bütünleşmesi bakımından da önem taşımaktadır.
Ancak bu ilişkiyi Türk dünyasının diğer üyelerinden bağımsız veya onların önüne geçen bir yapı olarak değerlendirmek doğru olmaz.
Kazakistan’ın bölgesel diplomasideki birikimi, Özbekistan’ın Orta Asya’daki ekonomik ve siyasi ağırlığı, Kırgızistan’ın iş birliği potansiyeli ve Türkmenistan’ın enerji ve ulaştırma imkânları, Türk dünyasının ortak kapasitesinin vazgeçilmez unsurlarıdır.
Bu nedenle Türk dünyasının güçlenmesi, tek bir merkezin etrafında şekillenen hiyerarşik bir yapıdan ziyade, devletlerin egemen eşitliğine dayanan, karşılıklı yarar üreten ve kurumsal iş birliğini geliştiren bir anlayışla mümkün olacaktır.
Türkiye–Azerbaycan müttefikliği ise bu anlayışın güçlü örneklerinden biridir.
Bakü’deki CICA Zirvesi, Türk devletlerinin farklı uluslararası platformlarda birbirlerini tamamlayan diplomatik roller üstlenebileceklerini göstermesi bakımından da önemlidir.
GÜNEY KAFKASYA’DA BARIŞ, TÜRK DÜNYASININ EKONOMİK GELECEĞİ VE ASYA’NIN İSTİKRARI
Güney Kafkasya’nın geleceği, yalnızca bölge devletlerinin siyasi ilişkilerini ilgilendiren bir mesele değildir.
Bu coğrafyada sağlanacak kalıcı barış, Hazar havzası ile Avrupa arasındaki enerji ve ulaştırma bağlantılarının güvenliği açısından da önem taşımaktadır.
Azerbaycan ile Ermenistan arasında sürdürülebilir bir normalleşmenin sağlanması, sınırların güvenliğinin güçlendirilmesi ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi, bölgesel istikrarın temel unsurları olacaktır.
Burada Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü ve egemenliği temelinde ortaya çıkan yeni siyasi gerçekliğin, uzun vadeli barış ve ekonomik iş birliğiyle desteklenmesi gerekmektedir.
Ermenistan’ın da bölgesel ulaştırma ve ticaret projelerinden yararlanabileceği bir düzenin kurulması, karşılıklı ekonomik bağımlılığı artırarak yeni çatışma risklerinin azaltılmasına katkı sağlayabilir.
Ancak ekonomik iş birliğinin tek başına bütün siyasi sorunları çözeceği varsayılmamalıdır. Güven artırıcı adımların, karşılıklı yükümlülüklerin ve siyasi iradenin sürekliliği belirleyici olacaktır.
CICA’nın güven artırıcı diplomasi yaklaşımı, bu bakımdan Güney Kafkasya için anlamlı bir perspektif sunmaktadır.
Bakü’nün dönem başkanlığı, Azerbaycan’ın bölgesel barış ve bağlantısallık gündemini daha geniş Asya iş birliği süreçleriyle ilişkilendirmesine imkân sağlayabilir.
Bu da Türk dünyasının ekonomik geleceği açısından önemli bir gelişme olacaktır.
BAKÜ ZİRVESİ’NİN GERÇEK BAŞARISI NASIL ÖLÇÜLECEK?
Uluslararası zirvelerin başarısını yalnızca katılımcıların sayısı, yapılan konuşmalar veya yayımlanan ortak bildiriler üzerinden değerlendirmek yeterli değildir.
Asıl başarı, alınan kararların ne ölçüde uygulanabildiği ve oluşturulan mekanizmaların kalıcı iş birliğine dönüşüp dönüşmediğiyle ölçülmelidir.
Azerbaycan’ın CICA dönem başkanlığında teşkilatın kurumsallaşması, bağlantısallık, dijitalleşme ve sürdürülebilir büyüme alanlarının öne çıkarılması önemlidir.
Ancak CICA’nın geleceği bakımından bazı temel soruların cevaplanması gerekmektedir.
Farklı jeopolitik çıkarları bulunan Asya devletleri arasında güven artırıcı önlemler ne ölçüde geliştirilebilecektir?
Ekonomik bağlantısallık projeleri, siyasi rekabetin olumsuz etkilerinden ne kadar korunabilecektir?
CICA’nın uluslararası örgüte dönüşüm süreci, üye devletler arasında yeterli uzlaşmayla ilerletilebilecek midir?
Ve Türk devletleri, bu geniş platformda kendi aralarındaki ekonomik ve diplomatik iş birliğini nasıl daha etkili hâle getirebileceklerdir?
Bakü Zirvesi’nin uzun vadeli değeri, bu sorulara verilecek cevaplarla daha iyi anlaşılacaktır.
Azerbaycan açısından önemli olan, dönem başkanlığının sağladığı diplomatik görünürlüğü kalıcı uluslararası iş birliği mekanizmalarıyla destekleyebilmektir.
Türk dünyası açısından ise mesele, CICA gibi geniş platformlarda ortak çıkarların daha sistemli biçimde değerlendirilmesidir.
SONUÇ: ASYA’NIN GELECEĞİ KONUŞULURKEN TÜRK DÜNYASI ARTIK MASADADIR
Tarih boyunca Türk dünyasının geniş coğrafyası, büyük imparatorlukların, ticaret yollarının, medeniyetlerin ve siyasi rekabetlerin kesiştiği alanlardan biri olmuştur.
İpek Yolu’nun tarihî güzergâhları, Hazar havzası, Orta Asya bozkırları, Kafkasya geçitleri ve Anadolu, yüzyıllar boyunca doğu ile batı arasındaki ekonomik ve kültürel etkileşimin önemli merkezleri olmuştur.
Ancak tarihî mirasın büyüklüğü, geleceğin kendiliğinden güvence altına alındığı anlamına gelmez.
Bugün Türk dünyasının önünde tarihsel bir fırsat bulunmaktadır.
Bağımsız Türk devletleri, sahip oldukları enerji kaynaklarını, ulaştırma ağlarını, ekonomik potansiyellerini, insan sermayelerini ve diplomatik kapasitelerini daha güçlü bir iş birliği anlayışıyla bir araya getirebilirler.
Bu süreçte Türk Devletleri Teşkilatı’nın kurumsal kapasitesinin geliştirilmesi, Orta Koridor’un rekabet gücünün artırılması, Hazar geçişli bağlantıların güçlendirilmesi ve Güney Kafkasya’da kalıcı barışın sağlanması büyük önem taşımaktadır.
Azerbaycan’ın CICA dönem başkanlığı ve Bakü’deki 7. Zirve, bu geniş stratejik perspektif içerisinde değerlendirilmelidir.
Bakü’nün Asya diplomasisinde artan görünürlüğü, yalnızca Azerbaycan’ın uluslararası konumuyla ilgili değildir. Aynı zamanda Türk dünyasının küresel ve bölgesel süreçlere katkıda bulunabilecek kapasitesinin daha iyi anlaşılması bakımından da anlamlıdır.
Burada özellikle altını çizmek istediğim husus şudur:
Türk dünyasının gelecekteki jeopolitik ağırlığı, yalnızca sahip olduğu doğal kaynaklardan veya coğrafi büyüklükten değil; ortak iradesini ekonomik, diplomatik ve kurumsal iş birliğine dönüştürebilme başarısından doğacaktır.
Türkiye’nin stratejik ve diplomatik kapasitesi, Azerbaycan’ın Hazar ve Güney Kafkasya’daki konumu, Kazakistan’ın Avrasya bağlantıları, Özbekistan’ın Orta Asya’daki ağırlığı, Kırgızistan’ın bölgesel imkânları ve Türkmenistan’ın enerji potansiyeli, birbirini tamamlayan önemli unsurlardır.
Bu imkânların sürdürülebilir projelerle birleştirilmesi, Türk dünyasını yalnızca ortak tarih ve kültürle birbirine bağlı devletler topluluğu olmaktan çıkarıp Avrasya’nın ekonomik ve diplomatik gelişimine daha fazla katkı sağlayan bir iş birliği alanına dönüştürebilir.
Bakü’deki CICA Zirvesi de bu sürecin önemli diplomatik duraklarından biri olmaya adaydır.
Bir zamanlar Güney Kafkasya’da kendi topraklarının işgaline son vermek için uluslararası platformlarda haklı taleplerini dile getiren Azerbaycan, bugün Asya’nın geleceğinin tartışıldığı önemli bir zirveye ev sahipliği yapmaktadır.
Bu dönüşümün tarihsel anlamı büyüktür.
Fakat bundan daha önemlisi, Azerbaycan’ın elde ettiği diplomatik tecrübeyi Türk dünyasının ortak geleceğine katkı sağlayacak iş birlikleriyle buluşturabilmesidir.
Çünkü değişen dünya düzeninde güçlü olmak, yalnızca kendi millî çıkarlarını savunabilmek değil, ortak çıkarlar etrafında güvenilir ve sürdürülebilir ilişkiler geliştirebilmektir.
Asya’nın geleceği yeniden şekillenirken Türk dünyası artık yalnızca harita üzerinde doğu ile batı arasında uzanan bir coğrafya değildir. Kendi geleceğini belirleme iradesine, ekonomik potansiyele ve uluslararası ilişkilerde giderek gelişen diplomatik kapasiteye sahip bir devletler topluluğudur.
15 Ekim Bakü Zirvesi’nin tarihsel önemi de belki en fazla burada aranmalıdır.
Çünkü artık mesele yalnızca Türk dünyasının Asya’nın neresinde bulunduğu değildir. Asıl mesele, Asya’nın geleceğinin şekillenmesinde Türk dünyasının nasıl bir rol üstleneceğidir.
Ve Bakü, bu sorunun cevaplarının arandığı başkentlerden biri hâline gelmektedir.
Yorumlar kapalı.