Orta Asya ülkeleri ile Azerbaycan, tarihsel yakınlık ve siyasi dayanışmadan ortak çıkarların altyapısını oluşturmaya yöneliyor.
Dünya siyasetinde yeni bölgeler iki kez doğar. Önce halkların bilincinde ve devletlerin stratejik tasavvurunda ortaya çıkar. Ardından tren sefer çizelgelerinde, liman tarifelerinde, gümrük belgelerinde ve yatırım anlaşmalarında somutlaşır. Bugün Orta Asya ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerde başlayan süreç, işte bu ikinci ve çok daha zorlu aşamayı temsil ediyor.
Şekillenmekte olan C6 formatına mensup ülkelerin diplomatlarını 12 Ağustos’ta Washington’da bir araya getiren toplantı, her şeyden önce kullanılan yeni siyasi ve ekonomik dille dikkat çekti. Katılımcılar genel dostluk bildirilerinden ziyade demiryollarının taşıma kapasitesini, gümrük işlemlerinin eşgüdümünü, dijital veri paylaşımını, limanların işleyişini ve Avrupa pazarlarına erişimi ele aldı. Siyasi dayanışma giderek ekonominin diline aktarılırken kültürel ve tarihsel yakınlık da maddi bir zemine kavuşuyor.
Caspian Policy Center tarafından Çolpon-Ata Zirvesi’nin ardından düzenlenen toplantıya Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Özbekistan’ın Washington büyükelçileri katıldı. Şekillenmekte olan altı ülkeli formatın üyesi Tacikistan ise tartışmada yer almadı. Buna karşın gündeme getirilen meseleler, C6’nın diplomatik bir formülün sınırlarını aşan bir içerik kazanmaya başladığını gösterdi. Demiryollarından dijital lojistiğe, ortak ekonomik dayanıklılıktan uygulamalı bütünleşme mekanizmalarına kadar uzanan başlıklar tartışmanın merkezinde yer aldı.
Yeni dönemin tarihsel başlangıç noktası, Azerbaycan’ın Orta Asya Devlet Başkanları İstişare Toplantıları’na tam katılımcı olarak kabul edildiği 16 Kasım 2025 oldu. Taşkent’te alınan bu karar, bölgenin siyasi coğrafyasını fiilen Hazar’ın batı kıyısına kadar genişletti.
Özbekistan Cumhurbaşkanı Şavkat Mirziyoyev, Azerbaycan’ın katılımını Orta Asya ile Güney Kafkasya arasında bütünleşik bir iş birliği alanı kurulmasının temeli olarak nitelendirmişti. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ise siyasi, ekonomik ve insani ilişkilerin ulaştığı yoğunluğun Azerbaycan ile Orta Asya’yı tek bir jeopolitik ve jeoekonomik bölge olarak değerlendirmeye imkan verdiğini vurgulamıştı. Önceki üç yıl içinde Azerbaycan lideri Orta Asya ülkelerine 14 ziyaret gerçekleştirdi; bu ülkelerin devlet başkanları da Azerbaycan’ı 23 kez ziyaret etti. Böylesine yoğun bir diplomasi trafiği nadiren tesadüflerle açıklanabilir. Bu tablo, stratejik bir alanın tutarlı biçimde şekillendiğine işaret ediyor.
C6 şimdilik siyasi bir tanımlama niteliğini koruyor; ağır bürokrasiye, sekreteryaya ve uluslarüstü yetkilere sahip klasik bir uluslararası örgüt yapısına henüz dönüşmüş bulunmuyor. Formatın avantajı da burada yatıyor. Devletler, dış politikada manevra serbestilerini korurken tutumlarını eşgüdüm içinde belirleme ve ortak projeler başlatma imkanı elde ediyor.
Bununla birlikte formatın esnekliği, belirsizliğe dönüşmemesi koşuluyla değer taşıyacaktır. C6, ulusal çıkarları gözetebilecek ölçüde serbest, ortak kararları hayata geçirebilecek ölçüde örgütlü bir yapıda kalmalıdır.
Washington’daki en güçlü siyasi mesaj, Kırgızistan’ın ABD Büyükelçisi Edil Baisalov’dan geldi. Baisalov’a göre bölge ülkeleri, giderek “birbirlerine yeteceklerini” daha açık biçimde kavrıyor; aralarındaki anlaşmazlıkları kendi imkanlarıyla çözebilme yeteneği de pragmatik bir ulusal çıkara dönüşüyor.
Bu ifadeyi içe kapanma ya da ekonomik otarşi çağrısı şeklinde yorumlamak hatalı olur. Burada söz konusu olan bölgesel olgunluktur: devletlerin önce kendi aralarında uzlaşması, ortak gündemini belirlemesi ve ardından dış güç merkezleriyle ilişkilerini bu mutabakat üzerinden kurmasıdır.
Orta Asya uzun süre diğer güçlerin çıkarları üzerinden ele alındı. Bölge; rekabet alanı, hammadde kaynağı, transit coğrafya ya da stratejik mücadele sahası olarak görüldü. C6 ise farklı bir yaklaşım sunuyor: devletler kendi adlarına konuşmaya, bölgesel önceliklerini kendileri belirlemeye ve dış ortakları üzerinde uzlaştıkları koşullar çerçevesinde iş birliğine davet etmeye başlıyor.
Bu bağlamdaki “yeterlilik”, kritik bir kapasiteye sahip olmayı ifade ediyor. Kazakistan güçlü bir kaynak tabanına ve geniş bir ulaşım coğrafyasına sahip. Özbekistan büyük nüfusu, sanayi potansiyeli ve büyüyen iç pazarıyla öne çıkıyor. Türkmenistan enerji kaynaklarını ve hayati önem taşıyan Hazar bağlantılarını bünyesinde barındırıyor. Kırgızistan ile Tacikistan yüksek hidroelektrik potansiyellerinin yanı sıra Çin ile Batı arasında oluşan güzergahlarda stratejik bir konuma sahip. Azerbaycan ise Güney Kafkasya’ya, Türkiye’ye, Karadeniz’e ve Avrupa ekonomik alanına erişim sağlıyor.
Bu üstünlükler birbirinden kopuk kaldığında ulusal varlıklar düzeyinde kalır. Ortak altyapı, şeffaf kurallar ve eşgüdümlü ekonomi politikalarıyla birleştiğinde ise bölgesel bir güce dönüşebilir.
Azerbaycan’ın formata katılması, yapının niteliğinde köklü bir dönüşüm anlamına geliyor. Bakü bu sistemde ek bir katılımcı konumunu aşarak Orta Asya’yı doğrudan Güney Kafkasya’ya bağlayan ana kavşak işlevi görüyor.
Azerbaycan’ın katılımından önce C5 büyük ölçüde kıta içi bir format niteliği taşıyordu. Bakü’nün katılımıyla format batıya açılan bir kapıya, yeni bir ulaşım perspektifine ve daha güçlü bir müzakere kapasitesine kavuşuyor. Orta Asya güzergahları Azerbaycan üzerinden Gürcistan, Türkiye, Karadeniz ve Avrupa Birliği yönünde devam edebiliyor.
Azerbaycan’ın ABD Büyükelçisi Hazar İbrahim, yaşanan sürecin anlamını isabetle ortaya koydu: Hazar, doğu ve batı kıyılarını birleştiren bir alana dönüşüyor. Bu yaklaşım jeopolitik bakışın değişimini yansıtıyor. On yıllar boyunca Orta Asya ile Güney Kafkasya arasında sınır olarak algılanan deniz, ortak alanın merkezi halkası haline geliyor.
Azerbaycan’ın ulaşım altyapısı — Alat’taki Bakü Uluslararası Deniz Ticaret Limanı, Bakü–Tiflis–Kars demiryolu, modern kara yolları, lojistik merkezleri ve Doğu Zengezur’da yeniden kurulan bağlantılar — bu alana batı yönlü bir hareket doğrultusu kazandırıyor. Bakü, doğudan gelen güzergahların sonraki yönünü seçebildiği kilit noktaya dönüşüyor.
Günümüz jeoekonomisinde güzergah seçme hakkı, egemenliğe ilave bir boyut kazandırır.
C6’nın uygulamadaki omurgasını, Çin’i Orta Asya, Hazar, Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlayan Trans-Hazar Uluslararası Ulaşım Güzergahı, diğer adıyla Orta Koridor oluşturuyor.
Küresel istikrarsızlık, savaşlar, yaptırım rejimleri ve geleneksel tedarik zincirlerinin kırılganlığı, bu koridorun önemini artırdı. Bununla beraber Orta Koridor’un gerçek potansiyeli, Çin ile Avrupa arasındaki alternatif bir güzergah işlevinin çok ötesine uzanıyor. Koridor; çevresinde işletmelerin, depoların, limanların, teknoloji bölgelerinin, enerji projelerinin ve yeni kentlerin gelişeceği bölgesel sanayileşme eksenine dönüşme kapasitesi taşıyor.
Dünya Bankası’nın tahminlerine göre uyumlu yatırımlar ve operasyonel verimlilikte sağlanacak artış, 2030 yılına kadar Orta Koridor’daki taşımacılık hacmini üç katına çıkarabilir ve teslimat süresini yarıya indirebilir. Banka ayrıca Azerbaycan, Gürcistan ve Kazakistan arasındaki ticaretin yüzde 37, bu ülkelerle Avrupa Birliği arasındaki ticaretin ise yüzde 28 artacağını öngörüyor. Koridorun temel önemi, güzergah üzerindeki devletler arasında ticaretin geliştirilmesiyle doğrudan bağlantılı görülüyor.
Bu husus ilkesel önem taşıyor. Başka ülkelere ait malları taşıyan bir koridor transit geliri sağlar. Kendi üretim zincirlerini oluşturan bir koridor ise ekonominin yapısını dönüştürür. Bu nedenle C6’nın stratejik hedefi, ulaşım güzergahını ekonomik bir kuşağa çevirmek olmalıdır.
Devletlerin demiryolu tarifelerini, sefer programlarını, liman işlemlerini ve operatörlerin sorumluluklarını uyumlu hale getirmesi gerekiyor. Özbekistan ya da Kırgızistan’dan Avrupa’ya giden bir konteyner, geçtiği her yeni sınırda bambaşka bir idari evrene girmemelidir.
Günümüzde egemenlik, yükün gümrükte geçirdiği saatlerin sayısıyla da ölçülüyor. Her gecikme, hangi ülkenin topraklarında yaşanırsa yaşansın, güzergahın tamamının rekabet gücünü azaltıyor.
Washington’da gümrük ve taşımacılık verilerinin dijital paylaşımına özel önem verildi. Orta Koridor’un başlıca verimlilik kaynaklarından biri tam da burada bulunuyor.
Yeni demiryolu hatları inşa etmek, feribotlar satın almak ve limanları genişletmek mümkündür. Fakat aynı yük her ülkede yeniden kayda alınıyor, tekrar tekrar denetleniyor ve ulusal bilgi sistemlerine baştan işleniyorsa fiziksel altyapı verimliliğinin önemli bir bölümünü kaybeder.
İlk somut adımlar şimdiden atıldı. Azerbaycan, Türkmenistan ve Özbekistan, Temmuz 2026’da transit taşımacılık için eTIR sistemini uygulamaya başladı. Sistem, gümrük bilgilerinin gerçek zamanlı ve elektronik ortamda paylaşılmasını sağlıyor; kağıt belge dolaşımını, maliyetleri ve işlem sürelerini azaltıyor. İlk güzergah, Azerbaycan’ı, Türkmenistan’ın Türkmenbaşı Limanı’nı ve Özbekistan’ı tek bir dijital işlem kapsamında birbirine bağladı.
Bir sonraki hedef, C6’nın kapsamlı dijital ekosistemini kurmak olmalıdır: ortak transit penceresi, elektronik belgelerin karşılıklı tanınması, gümrük idarelerine ön bildirim, birleşik yük takip sistemi ve kamuya açık tarife hesaplama aracı.
Devlet kurumları yükü gerçek zamanlı olarak görebildiğinde iş dünyası öngörülebilirlik kazanır, yatırımcı da riskleri hesaplama imkanına kavuşur. Dijitalleşme bu bağlamda, teknolojiyle güvence altına alınmış bir güven biçimidir.
Türkmenistan’ın tutumu da Trans-Hazar mimarisinin bütünü açısından özel önem taşıyor. Büyükelçi Esen Aydogdıyev, Washington’da Hazar’ın bir köprü olarak algılanması gerektiğini ve Türkmenistan’ın daimi tarafsızlık politikasının derinleşen ekonomik iş birliğiyle uyumlu olduğunu vurguladı.
Bu önemli bir mesajdır. Bölgesel bütünleşme, devletlerin ulusal dış politika modellerinden vazgeçmesi şartını taşımaz. Kazakistan’ın çok yönlü dış politikası, Türkmenistan’ın tarafsızlığı, Özbekistan’ın pragmatizmi ve Azerbaycan’ın müttefiklik ile ulaşım diplomasisi, ortak çıkarların esnek sistemi içinde bir arada var olabilir.
Farklı siyasi yaklaşımları birleştirmeyi mümkün kılan unsur, ekonomik karşılıklı bağımlılıktır. Devletlerin limanları ortaklaşa yönetmek, gümrük verilerini paylaşmak ve trenlerin kesintisiz hareketini sağlamak için her küresel krizi aynı biçimde değerlendirmesi gerekmez.
Toplantının düzenlendiği yer de sembolik anlam taşıyor. C6 ülkeleri kendi gündemlerini dünya siyasetinin en önemli merkezlerinden biri olan Washington’da sundu. Bununla beraber girişimin kaynağı bölgenin kendisiydi; süreç dışarıdan tasarlanmış bir proje niteliği taşımıyordu.
Resmî bir C6+ABD mekanizmasının kurulması şu aşamada gündemde bulunmuyor. Washington’daki tartışma uzmanlık ve diplomasi çerçevesinde gerçekleşti. Buna rağmen toplantı, yeni yapılanmanın uluslararası ilginin odağına girmeye başladığını gösterdi.
C6; dayanıklı tedarik zincirleri, enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi, kritik önemdeki kaynaklar ve Orta Asya’ya erişim bakımından ABD ile Avrupa Birliği için önem taşıyor. Çin açısından batıya uzanan kara güzergahlarının daha verimli bir devamını oluşturma potansiyeline sahip. Türkiye açısından ise Orta Asya ile ekonomik ve kültürel bağların doğal genişleme alanını temsil ediyor. C6 ülkeleri bakımından farklı güç merkezleriyle etkileşim, tercih özgürlüğünü artırıyor.
Stratejik özerklik dünyadan uzaklaşma anlamına gelmez. Bu kavram, kendi coğrafyası üzerinde herhangi bir güce tekel hakkı tanımadan herkesle iş birliği kurabilme yeteneğini ifade eder.
Formatın önündeki başlıca tehdit, siyasi söylem ile idari uygulama arasındaki uçurumdur. Bölgesel iş birliği tarihinde zirvelerde güçlü biçimde açıklanan, ancak bakanlıklar, operatörler ve sınır birimleri düzeyinde ivmesini kaybeden çok sayıda girişim bulunuyor.
Ulusal tarifeler, gümrük rejimleri, teknik standartlar ve yatırım öncelikleri arasındaki farklılıklar sürüyor. Orta Koridor karmaşık ve çok modlu bir güzergah olma özelliğini koruyor; yükün demiryolu ile deniz taşımacılığı arasında birkaç kez aktarılması gerekiyor. Gemi kapasitesindeki yetersizlik, sefer programları arasındaki uyumsuzluk, Hazar’daki hava koşulları ve liman gecikmeleri teslimat sürelerini uzatabilir.
Bir başka risk de C6’yı zamanından önce tamamlanmış bir jeopolitik yapı olarak ilan etme eğilimidir. Formatın kurumlarla ve ölçülebilir sonuçlarla güçlendirilmesi gerekiyor. Başarının ölçütünü törenlerde yapılan açıklamaların sayısından ziyade sınır geçiş sürelerinin kısalması, taşıma maliyetlerinin düşmesi, karşılıklı ticaretin büyümesi ve ortak işletmelerin sayısı oluşturacaktır.
C6’nın kompakt bir eşgüdüm mekanizmasına, her yıl güncellenecek altyapı öncelikleri haritasına ve Orta Koridor’un verimliliğini değerlendirecek ortak bir sisteme ihtiyacı var. İş dünyası ortalama teslimat süresini, konteyner maliyetini, liman işlemlerinin uzunluğunu, belge sayısını ve gecikme nedenlerini ortak göstergeler üzerinden görebilmelidir.
Böyle bir şeffaflık sağlanmadığında koridor, siyasi harita üzerindeki etkileyici bir çizgi olarak kalır. Şeffaflık sağlandığında ise işleyen bir ekonomik sisteme dönüşebilir.
Orta Asya ve Azerbaycan halklarını yüzyıllara yayılan tarih, ticaret, kültürel etkileşim ve insani bağlar bir araya getiriyor. Formatın çoğu üyesi açısından ortak Türk mirası özel bir yer tutuyor. Tacikistan ise bu mimariye zengin Fars dilli medeniyet geleneği ile önemli bir coğrafi boyut kazandırıyor. Bu yönüyle C6, kültürel yakınlık ile pragmatik çıkarları buluşturan açık bir bölgesel iş birliği modeline dönüşebilir.
Tarihsel akrabalık güven yaratır, ancak ekonomik bütünleşmeyi kendiliğinden güvence altına almaz. Kardeşlik; ortak kurallarda, müşterek yatırımlarda, açık pazarlarda ve sonuçlara ilişkin ortak sorumlulukta karşılık bulduğu zaman stratejik bir kaynağa dönüşür.
C6’nın temel anlamı, komşuluk coğrafyasından karşılıklı bağımlılık coğrafyasına geçişte yatıyor. Hazar bu sistem içinde iş birliğinin iç denizi haline gelmelidir; işlevsel, ekonomik ve iletişimsel açıdan. Doğu ve batı kıyıları, aynı ulaşım ve üretim mimarisinin parçaları olarak gelişme imkanı kazanıyor.
Washington toplantısı, bu geçişin başladığını gösterdi. Bölge ülkeleri siyasi birliği malların, sermayenin, enerjinin, teknolojinin ve bilginin dolaşımına dönüştürmenin yollarını tartışıyor.
C6’nın başarısı son derece somut ölçütlerle değerlendirilecektir: sınırda kaç saat kazanıldığı, kaç kağıt belgenin dijital ortama taşındığı, güzergah boyunca kaç yeni üretim tesisinin açıldığı ve kaç kişiye istihdam sağlandığı.
Tarih bu coğrafyaya hafıza verdi. Coğrafya ona Hazar’ı sundu. Şimdi devletlerin bu alana altyapı, kurallar ve siyasi irade kazandırması gerekiyor.
Böylece Hazar, ayrım çizgisi olarak algılanmaktan bütünüyle çıkacaktır. Başkalarının kendisini birbirine bağlamasını beklemekten vazgeçen ve kendi geleceğini bizzat tasarlayan yeni Avrasya’nın merkezine dönüşecektir.
Yorumlar kapalı.