Günün henüz ilk ışıklarıyla birlikte ekran başındaki milyonlara gündemi aktarmak; yüksek tempo, titiz bir hazırlık süreci ve hepsinden önemlisi güçlü bir sorumluluk duygusu gerektiriyor. Hafta içi her sabah saat 06.00’da Haber Global’de yayınlanan “Türkiye’de Sabah” programının deneyimli sunucusu Elif Özkul, izleyicinin güne başladığı o kritik saat diliminde haber akışını yönlendiren isimlerin başında geliyor.
Elif Özkul ile televizyonculuğun görünmeyen taraflarını ve habercilik reflekslerini konuştuk. Sıcak gelişmeler karşısındaki soğukkanlı duruşundan 6 Şubat depremlerinde hissettiği mesleki ve insani ağırlığa, genç habercilere tavsiyelerinden canlı yayın disiplinine kadar merak edilenleri Elif Özkul yanıtladı.
Hafta içi her sabah 06.00’da izleyiciyle buluşuyorsunuz. Günün henüz yeni başladığı o saatlerde milyonlarca kişinin karşısına çıkıp gündemi aktarmak sizin için nasıl bir deneyim? Sabah haber kuşağının diğer yayınlardan farklı olduğunu düşündüğünüz tarafları neler?
Sabah yayınının bence çok özel bir tarafı var. İnsanların güne nasıl başlayacağını bir anlamda siz de belirliyorsunuz. İzleyici evinden çıkmadan, işe gitmeden, çocuklarını okula hazırlarken ya da güne başlarken Türkiye’de ve dünyada neler olduğunu öğrenmek için size geliyor. Bu yüzden hem çok büyük bir sorumluluk taşıyan hem de izleyiciyle çok güzel bir bağ kurmanızı sağlayan bir yayın.
Sabah saatlerinde insanlara sadece haber vermiyorsunuz; onların gününe eşlik ediyorsunuz. Bence sabah kuşağını diğer yayınlardan ayıran en önemli şey de bu.

Sıcak gelişmeleri reji kulaklığından duyduğunuz ilk anlarda soğukkanlılığınızı korumak ve olayın ciddiyetini doğru bir tonla ekrana taşımak, yıllar içinde mesleki reflekslerinizi nasıl dönüştürdü?
Canlı yayın insana zamanla çok güçlü refleksler kazandırıyor. Mesleğe ilk başladığım yıllarda son dakika gelişmesi geldiğinde tabii ki heyecanlanıyordum; ancak gündeme hâkim oldukça, konuları kesintisiz takip ettikçe ve kendinizi geliştirdikçe o heyecan yerini kontrol edilebilir bir odağa bırakıyor.
Bugün sıcak bir gelişme olduğunda önce bilgiyi doğru anlamaya, kaynağını ve doğruluğunu teyit etmeye çalışıyorum. Ardından haberin gerektirdiği doğru tonu belirliyorum. Soğukkanlılık biraz da tecrübenin getirdiği bir durum.
Bir haber bülteni aslında büyük bir ekibin emeğinin ekrana yansıyan yüzü. Editörlerden muhabirlere, kurguculardan reji ekibine kadar pek çok kişinin emeğini izleyiciye aktaran kişi olmak size nasıl bir sorumluluk yüklüyor?
Ekranda tek başınıza görünüyorsunuz ama aslında hiçbir zaman tek başınıza değilsiniz. Bir haberin ekrana gelene kadar geçtiği çok uzun bir süreç var. Muhabirin sahadaki emeğinden editörün seçimine, kurgudan rejiye kadar herkesin büyük bir katkısı bulunuyor.
Spiker olarak siz o emeğin son halkasında yer alıyorsunuz. Dolayısıyla hem ekibin kolektif emeğine hem de izleyicinin doğru bilgi alma hakkına karşı büyük bir sorumluluğunuz var.

Kariyeriniz boyunca sunduğunuz binlerce haber içinde, “Bunu sunmak bana nasip olduğu için çok şanslıyım” dediğiniz, sizin için ayrı bir anlam taşıyan bir anons ya da yayın oldu mu?
Benim için tek bir haberden ziyade bazı yayınların atmosferi çok daha unutulmaz. Özellikle ülkenin çok önemli süreçlerden geçtiği, insanların ekran başında nefesini tutarak gelişmeleri takip ettiği yayınlar var.
Böyle zamanlarda ekranın karşısında olmak, milyonlarca insanın bilgiye ulaşmasına aracılık etmek bu mesleğin neden bu kadar özel olduğunu yeniden hatırlatıyor. Bazı yayınların sonunda “Bugün burada olmak, bu anı aktarmak önemliydi” dediğim çok oldu.
Canlı yayında planlananın dışında gelişen ve yıllar geçmesine rağmen unutamadığınız bir anınız var mı? O anda nasıl bir refleks gösterdiniz?
Zaten canlı yayınların doğası gereği mutlaka plan dışına çıkan durumlar yaşanıyor. Rejiden gelen ani bir değişiklik, son dakika haberi, canlı bağlantıda yaşanan teknik bir problem… Televizyonculuğun en güzel ve en zor taraflarından biri de ne olacağını tam olarak bilememeniz.
6 Şubat depremleri benim için meslek hayatımın en unutulmaz ve en ağır deneyimlerinden biriydi. O sabah normal yayın saatimden önce hazırlanıyordum. Deprem haberini aldığımızda yayına girmeme henüz zaman vardı fakat gelişmelerin boyutu nedeniyle apar topar yayına başladık.
Sonrasında haftalarca süren uzun yayın maratonları yaptık. Ekran başında enkazdan gelecek bir haberi bekleyen insanlara; evladını, annesini, babasını, yakınlarını arayan ailelere ve tarifsiz acılara tanıklık ettik. Bir yandan doğru bilgiyi aktarmaya ve gazetecilik sorumluluğumuzu yerine getirmeye çalışırken bir yandan da yaşanan felaketin insani boyutuna yakından şahit olduk.
Aradan zaman geçmiş olsa da o günleri düşündüğümde hâlâ aynı ağırlığı hissediyorum. Çünkü bazı haberler yalnızca mesleki hafızanızda kalmıyor; insan olarak da içinizde derin bir iz bırakıyor. 6 Şubat benim için tam olarak böyle bir deneyimdi. Unutulması mümkün olmayan, çok acı günlerdi.
Televizyonculuğun dışarıdan bakıldığında görünmeyen, ancak bu mesleği yapanların çok iyi bildiği en önemli tarafı sizce nedir?
Bence ekranda görünen birkaç saatin arkasında, dışarıdan fark edilmeyen çok büyük bir hazırlık süreci var. İzleyici spikeri ekranda görüyor; ancak o yayına hazırlanmak, gündemi anlık takip etmek, metinleri okumak, haberleri analiz etmek ve olası gelişmelere hazırlıklı olmak ciddi bir emek gerektiriyor.
Bir de bu işin çok erken saatleri, zaman zaman düzensizleşen temposu ve sürekli hazır olma hali var. Sabah 06.00’da ekranda olmak, aslında ekrana çıkmadan çok daha önce başlayan yoğun bir çalışma demek.
Bugün televizyon haberciliğine veya spikerliğe adım atmak isteyen gençlere baktığınızda, bu meslekte başarılı ve kalıcı olabilmek için hangi özelliklerin öne çıktığını düşünüyorsunuz?
Öncelikle derin bir merak duygusuna sahip olmaları gerektiğini düşünüyorum. Çünkü gazetecilik ve sunuculuk sadece güzel konuşmak ya da ekranda iyi görünmekten ibaret değil. Dünyayı, Türkiye’yi, siyaseti, ekonomiyi, kültürü ve en önemlisi insanı merak etmek gerekiyor.
Bunun yanında çok okumak, iyi araştırmak, soru sormaktan çekinmemek ve kendini sürekli güncellemek şart. Bir de bu meslekte sabır çok değerli bir erdem. Çünkü ekranda görünmek hızlı bir süreç olabilir; ancak nitelikli ve güvenilir bir yayıncı olmak zaman içinde, birikimle oluşuyor.
Yorumlar kapalı.