Bu ülkede çok bilinen ama bir o kadar da az anlaşılan Mehmet Akif’i hem bizlerin hem de gençlerimizin yeniden tanımaya ihtiyacı var. Bir model, bir idol olarak alabileceğimiz önemli bir isimdir o.

(Sezai Karakoç – Mehmed Akif)

Bir milletin vicdanından bahsetmek kolay değildir. Hele söz konusu olan Akif ise, işiniz biraz daha zordur. ‘Akif’e dair söylenmedik ne kaldı bu gök kubbede?’ demeyin! Asıl şimdi söylenecekler önemli!

Akif’in bugüne kadar yeterince tanınmadığı, anlaşılmadığı kanaatindeyiz. Ama onu tanımak ve de anlamak zorundayız.

Merhum Akif, bir fotoğrafının arka tarafına yazdığı mısralarda şöyle der:

Toprakta gezen gölgeme toprak çekilince,
Günler şu heyulayı da er, geç, silecektir.
Rahmetle anılmak, ebediyet budur amma
Sessiz yaşadım, kim beni, nerden bilecektir.

Ama Asım’ın nesli onu biliyor, bilecektir!

Neden mi?

Çünkü Akif, sadece Akif değildir. O başlı başına bir çağ, bir dönem, bir tarih, bir ekol… Kısacası o bizim yarım kalmış hesabımız, davamızdır.

Onu okurken, konuşurken, tartışırken, onunla tanışırken bu gözle yaklaşmamız gerekir. Aksi taktirde Akif’i eksik ve yanlış anlarız.

Bütün hayatı boyunca büyük mücadeleler vermiş, inanç değerleri ve idealleri uğruna hayatın birçok sıkıntı ve cefasına katlanmış Akif’i doğru bir şekilde anlama çabasında olmak bizler için bir vazifedir.

Popülist-duygusal anlayışlardan uzak bir bakış açısıyla onu değerlendirmek, ürettiklerinden istifade etmeye çalışmak sanırız merhumun ruhunu da şad edecektir.

Öyle ki ismiyle gönüllerde taht kurmuş, ama yeterince anlaşılamamış ya da yanlış anlaşılmış bir insandır Akif.

Çok yönlü bir insan olan Akif, pür-iman bir mücadele ve dava insanı olmakla birlikte bir derviş, şair, yazar, memur, hoca, vekil, gazeteci, imam, âlim, mütefekkir, sanatkâr ve üst seviyede bir entelektüeldir de aynı zamanda.

Peki, bunca zaman bir milletin kalbi, ruhu ve vicdanı olan Mehmet Akif’i ne kadar anlayabildik?

Ne kadar tanıyabildik onu? Birikiminden ve ortaya koyduklarından ne kadar istifade edebildik?

Bütün hayatı boyunca, uğruna her şeyini feda ettiği mücadelesini nereden nereye taşıdık?

İşin ilginç taraflarından biri de Akif’in gerçek nitelikleriyle tanınmamasıyla birlikte piyasada çok sayıda Mehmet Akif görüntüsünün varlığıdır. O kadar çok Akif var ki!.. İnsan sormadan edemiyor:

Hayal ürünü olmayan, gerçek Akif bunlardan hangisi? Ya da hangisi bizim Akif? 

Bizimkisi, Akif’le yeni tanışan Mithat Cemal’in yaşadıklarına benziyor biraz da. Mithat Cemal, Akif’i tanımak için onun okul arkadaşlarını, yakın dostlarını ve tanıdıklarını bulur.

Onlara Akif’le ilgili sorular yöneltir; ancak onlardan bir kısmı Akif’in şairliğinden pek söz etmezler. Çünkü onunla lisede sıra arkadaşlığı yapan gençler, onun sadece iyi Arapça bilen birisi olduğundan haberdardırlar.

Akif’i tanıyan bir kısım insan da onun şairliğinden ziyade gücünden, kuvvetinden ve pehlivanlığından bahseder. Yine onu tanıyan bir kısım tanıdıkları da vefasından, söze sadakatinden, dürüstlüğünden bahseder.

Mithat Cemal bu durum karşısında Akif’in farklı farklı cepheleri karşısında şaşakalır ve herkesin ayrı bir Akif’i olduğu kanaatine varır.

Evet, bugün de herkesin kendine göre bir Mehmet Akif’i var. Her biri bir tarafından tutmuş. Kimse tam olarak Akif’i tarifleyip tanımlayamıyor. Tıpkı fil tarifi meselinde olduğu gibi…

Herkes kendisine benzettiği Akif’i ön plana çıkarıyor. Oysa hiçbiri tam olarak Akif’i tarif etmiyor. Bilakis farkında olmadan Akif’i tahrif ediyor bu yaklaşımlar.

Çünkü ‘…güneşe bakabildiğimiz, güneşteki cevheri görebildiğimiz kadar anlıyoruz’ Akif’i.

Evet, o kadar ancak!…

Ya da ‘Mehmet Akif’i tetkik etmek, edebiyatımızın bir şahs-ı mümtazında mündemiç bir devrini ta’mik etmektir.’ 

Evet, tam da öyle!…

Akif’i anlamak; geçmişi doğru anlamak, kendimizi doğru anlamak ve anlamlandırmak açısından da önemlidir. Akif, bugün niye böyle olduğumuzu kavramak açısından da stratejik bir yerde duruyor.

Bir özeleştiri süreci yaşayacaksak, bu iş için en ideal yollardan biri Akif’i tanımaktan, anlamaktan geçer.

Akif’e uzaktan bakarak onu tanıyamazsınız. Tanımanız için, yanına yaklaşmanız gerekir.

Onunla birlikte yürümek, tarumar olmuş İslam dünyasını birlikte adımlamak, birlikte mücadele etmek, Anadolu’yu katır sırtında köy köy, kasaba kasaba birlikte gezmek, fedakarlıkta bulunmak, hüzünlenmek, biraz ihaneti yaşamak, biraz ızdırap çekmek, dertleşmek, okumak, yazmak, konuşmak, tartışmak gerekir.

Bu durum biraz da kendimizle hesaplaşmaktır aslında. Yarım kalan mücadelemize devam için de bu hesaplaşmaya ihtiyacımız var. Aynı hatalara düşmeden, kaldığımız yerden vira bismillah demek için bu özeleştiri süreci en elzem yollardan biridir. Akif bu yönüyle bizim için önemli bir tecrübedir.

Yakın bir arkadaşının ifadesiyle;

Cemiyetten eve kaçan, caddeden sokağa kaçan, şehirden kıra kaçan, insandan kitaba kaçan Akif, uzaktan sevimsizdi; o, yakından güzeldi. İyi adamın güzelliğiyle, feragatin güzelliğiyle, sahici şereflerin topunun güzelliğiyle güzeldi.

Yine başka bir ifadeyle;

Akif ‘vitrin adamı’ değildi. Önünden geçenler onu göremezdi. Akif’i görmek isteyenler, içine girmeliydi.

Kişisel hesabı ve menfaati için tek bir adım atmamış bir şahsiyete sahiptir Akif.

Akif’in bilmediği müşterek mefhumların başında menfaat vardı. Menfaatin ümmîsi idi. Birinci Cihan Harbi’ndeki açlık bile Akif’e menfaati öğretememiştir.

Bu ve benzeri şahitlikleri uzatmak mümkündür.

Görülen o ki; Akif’in izini sürüp yakından tanıdıkça, hayranlığınız daha da artıyor.

Akif, içinde yaşadığı toplumun-ümmetin unutulmuş, kendi kaderine terkedilmiş, kimsesiz ve sahipsiz insanların, küresel güçlerin yok etmeye çalıştığı bir milletin ve mücadelesinin tanığıdır. Daha da önemlisi; vicdanıdır.

Bu vicdan bazen tarihin içinde süzülüp gelen bilge bir ses, bazen şahit olduğu haksızlıklar karşısında haykıran bir çığlıktır.

Bazen gözyaşı, hüzün, acı… bazen sevinçtir. Daha çok umuttur. Bizatihi kendisi söz konusu olduğunda acılı, yalnız ve mahzun bir yüreğin iniltisidir.

Duruşuyla hep zalimin karşısında ve mazlumun yanında olmuştur. Sahipsiz insanların yüreklerini ısıtan bir şefkat, ölçüyü aşanlar için bir ikaz ve vatanımızı ele geçirmek, inanç değerlerimizi yok etmek isteyenlere karşı bir direnç noktası olmuştur.

O, kolay kolay eskimeyen bir sesin ve sözün sahibiydi. İnanan ve inandığı gibi olan bir dava adamıydı. İddiası vardı, davası vardı, uğrunda her türlü eziyet ve cefaya katlandığı sevdaları vardı.

Onun içindir ki; memleketin en zor ve çetin günlerinde cepheden cepheye, meydandan meydana koşmuş, vaazlarıyla, yazılarıyla, şiirleriyle, yüreğiyle vatan savunmasına girişmişti.

Sezai Karakoç’un yerinde tespitiyle;

Bu ülkede çok bilinen ama bir o kadar da az anlaşılan Mehmet Akif’i hem bizlerin hem de gençlerimizin yeniden tanımaya ihtiyacı var. Bir model, bir idol olarak alabileceğimiz önemli bir isimdir o.

Tam da bu nedenle Mehmet Akif’in yeniden tanınmaya ve tanımlanmaya ihtiyacı var. Bu durum, Mehmet Akif için değil; bizim için bir ihtiyaçtır.

Ayrıca Akif’i tanımak; bir dönemi tanımak açısından da büyük öneme haizdir. Onun hayatı, Cumhuriyet’in Osmanlı’ya karşı hoyratlığını açıkça görmek için de iyi bir örnektir.

Elbette ki Akif büyük bir şairdir. Bu hususta tam bir ittifak söz konusudur. Aksini söylemek mümkün değildir.

Lakin onu sadece bir şair-yazar olarak ele almak, sadece İstiklal Marşı ile sınırlı tutmak ona yapılabilecek en büyük haksızlıklardan biridir.

Halbuki Akif, yazdıklarından çok daha derindir. Unutulmamalıdır ki; ‘Onun hayatı, eserlerinden çok daha muhteşem bir şiirdir…’

Hatta bir adım daha ötesine giderek diyebiliriz ki Akif; yazdıklarıyla hayat kilimini ilmik ilmik dokuyan bir nakkaş ya da ‘eseriyle hayatını birleştiren büyük bir dava adamıdır.’

Büyük şahsiyet demek kolaydır da olması kolay değildir. Pek çok insan, içinde kahramanlık duyguları hisseder.

Eğer dilinde şiir yazma kabiliyeti varsa, bir iki mısra da yazar. Ama kahramanlık şiiri yazmak başka, kahraman olmak başkadır. Kahraman olup kahramanlık şiiri yazmak ise bambaşka bir şeydir.

Yıllarca onun şahsiyetini, dik duruşunu, dini hassasiyetini, doğruluk ve dürüstlüğünü bu kuşaklardan bilerek/bilmeyerek gizlediler.

Bugün Akif’in bu ve benzeri yönlerinin yeniden konuşulmasına, onun düşünce dünyasının izinin sürülmesine ve yeni kuşaklara aktarılmasına büyük ihtiyaç bulunmaktadır.

Kısacası; Akif’e dair söylenecek çok şey var. Onu yeni kuşaklara layık-ı veçhiyle tanıtmak ve onun tecrübelerini paylaşmak bizim için önemli bir görevdir.

Özellikle de İslam dünyası üzerinde yeni oyunların tezgahlandığı böylesi bir dönemde Akif’i ve davasını yeni kuşaklara aktarmak/yaşamak/yaşatmak Asım’ın neslinin boynunun borcudur.

Akif’e rahmetle…

Yazının Tamamını Oku…

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here