Donald Trump’ın defalarca dile getirdiği nihai hedef, 47 yıldır ülkeyi yöneten dini rejimi devirecek bir halk ayaklanmasının önünü açmak. Trump, yıkıcı saldırıyı İran halkının “hükümetini geri alması için hayatlarında bir kez karşılarına çıkabilecek bir fırsat” olarak sundu.
Buna rağmen rejim değişikliği, net bir plan olmaktan çok bir temenni gibi görünüyor. Süreçte birçok unsur şansa ve tarafların kontrol edemeyeceği ya da öngöremeyeceği faktörlere bağlı.
Uzmanların Orta Doğu’daki bu yeni savaş için olası gördüğü dört genel senaryo şöyle. Senaryolar olasılık sırasına göre değil, gerilim düzeyine göre, yani en sakin geçişten en kanlı ihtimale doğru sıralanıyor.
1. Hızlı geçiş
İsrail ve ABD liderlerinin hayal ettiği senaryo: İran silahlı kuvvetleri ve Devrim Muhafızları Trump’ın talep ettiği gibi silah bırakır ve farklı muhalif gruplar geçici bir hükümette birleşir.
Bu hükümetin başına, 1941–1979 arasında İran’ı yöneten şahın sürgündeki oğlu Rıza Pehlevi geçebilir. Ancak Trump salı günü yaptığı açıklamada Pehlevi’nin ülkenin liderliğini üstlenme ihtimalini küçümsedi.
Seçimler düzenlenene kadar geçici hükümet uzun menzilli füze programından vazgeçer, İran’ın nükleer programından geriye kalanları ABD’ye teslim eder, özellikle yüksek oranda zenginleştirilmiş 440 kilo uranyumu devreder ve ABD petrol şirketlerine enerji piyasasında geniş erişim sağlar. Analistlere göre bu en az olası senaryo.
Tarih, çöken diktatörlüklerin çoğu zaman yeni bir otoriter rejimle değiştirildiğini gösteriyor. Şiddet içeren geçişlerde demokratik bir sonuç çıkma ihtimali daha da düşüyor. Bu geçiş 15 bin metre yükseklikten atılan bombalarla sağlanmaya çalışılıyorsa, ihtimal neredeyse yok.
Devrim Muhafızlarının silahlarını bırakması da pek olası görülmüyor. Yıllardır ülkeyi kontrol eden bu güç, teslim olursa hayatta kalıp kalmayacağından bile emin olmayabilir.
Pehlevi muhalefet içinde tanınan ve popüler bir figür olsa da, birçok İranlı babasının diktatörlüğünün sertliğini hatırlıyor ve demokratik sicili konusunda şüphe duyuyor.
Yeni bir laik geçici hükümeti bir arada tutacak en güçlü bağın ortak milliyetçilik olması muhtemel. Bu da İran’ın jeopolitik güç araçlarından vazgeçmesini zorlaştırabilir.
2. Maduro modeli
Ocak ayı başında ABD’nin Venezuela’ya düzenlediği saldırının ardından Devlet Başkanı Nicolás Maduro görevden alınmış, yerine yardımcısı geçmiş ve Washington’la daha fazla iş birliği sözü verilmişti.
Rejim ayakta kalmış, ancak ABD petrol kaynaklarının önemli bir kısmına erişim elde etmişti.
Benzer bir senaryo, geçen cumartesi Ayetullah Ali Hamaney’in öldürülmesinin ardından İran’da da yaşanabilir ve bu Trump için kabul edilebilir bir sonuç olabilir.
Trump, mevcut rejim içindeki yeni liderlerle görüşmeye hazır olduğunu söylemişti.
Bu modelde Hamaney’in yerine daha ılımlı bir figür (örneğin eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani) getirilebilir ya da Devrim Muhafızları içinden pragmatik bir sertlik yanlısı lider seçilebilir.
Yeni yönetim ABD ile müzakere ederek nükleer programdan vazgeçer, füze programına ciddi kısıtlamalar getirir, ABD şirketlerine petrol ve gaz sektöründe geniş imtiyazlar tanır. Karşılığında rejimin varlığını sürdürmesine izin verilir ve muhalefeti bastırmaya devam eder.
Bu da savaşı hızlı bitirebilecek bir senaryo. Ancak tamamen teslimiyet anlamına gelen bir liderliğin ortaya çıkması yine de pek olası görülmüyor.
3. Rejimin ayakta kalması
Bu senaryoda bombardımandan sağ kurtulan rejim unsurları direnir, fırsat buldukça füze ve drone saldırıları düzenler.
Yeni lider olarak Hamaney’e benzer sert çizgide bir din adamı ya da Devrim Muhafızlarının kontrol edebileceği zayıf bir siyasetçi seçilir. Trump’ın savaşın yaklaşık dört hafta süreceği yönündeki sözlerini hatırlayan rejim liderleri, ABD’nin zafer ilan edip geri çekilmesini bekler.
ABD çekildikten sonra İsrail bombardımana giderek azalan kaynaklarla devam eder. Birçok analiste göre bu en olası senaryolardan biri.
Ancak en kötü versiyonunda İran nükleer ve füze programını daha derin ve gizli tesislere taşır,
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı denetiminden uzaklaşır, Hamaney’in nükleer silah yasağını kaldıran fetvasını iptal eder ve bunun ardından İran, 440 kilo zenginleştirilmiş uranyumdan yaklaşık 10 nükleer başlık üretmeye yetecek bir silah programı başlatabilir.
Bu durumda rejim Kuzey Kore’ye benzer şekilde daha izole, daha paranoyak, nükleer silahlı
bir devlete dönüşebilir.
4. İç savaş ve kaos
Bu senaryoda haftalar süren bombardıman rejim güçlerini ciddi biçimde zayıflatır.
Devrim Muhafızları içinde firarlar başlar ve halk kitlesel protestolarla sokaklara dökülür.
İran’daki etnik azınlıkların ayrılıkçı hareketleri de devreye girer. Kürt gruplar Irak Kürdistanı’ndan,
Beluç örgütleri güneydoğudan, diğer gruplar ise açık kalan sınırlardan silah sokmaya başlar.
Sınırların zayıflamasıyla komşu ülkeler de İran’ın zayıflığından faydalanmaya çalışabilir.
Ülkenin merkezinde Pehlevi destekçileri monarşinin geri dönmesini isterken, diğer muhalif gruplar sürgünden gelen bir lidere iktidarı vermeyi reddedebilir.
Kaos büyüdükçe 440 kilo yüksek zenginleştirilmiş uranyum kontrol edilmesi gereken tehlikeli bir ganimete dönüşür. Bu madde yurt dışına satılmaya bile çalışılabilir.
Bu en kötü senaryo olarak görülüyor ve genellikle en olası ihtimal sayılmıyor. Ancak tamamen imkânsız da değil.
Yorumlar kapalı.