Madrid’de Yeni Ekonomi Forumu (NEF) tarafından düzenlenen Forum Europa toplantısı kapsamında yapılan bir söyleşide konuşan García, Avrupa Parlamentosu’ndaki en güçlü ikinci siyasi grup olan S&D’nin lideri olarak, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana transatlantik ilişkilerin temel bir dayanak oluşturduğunu, ancak bugün bu ilişkinin ciddi bir sınamadan geçtiğini kabul etti.
“Bu, tarihsel olarak iş birliği ve karşılıklı anlayışa dayanan ilişkiler açısından oldukça karmaşık bir dönem. Ne var ki son aylarda Trump yönetimi bu ilişkileri açıkça sorgular hâle getirdi,” diyen García, durumdan duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.
García’ya göre Washington ile Brüksel arasında artık karşılıklı anlayış ve iş birliğine dair temel sorunlar bulunuyor. Özellikle Trump’ın başlattığı gümrük tarifeleri savaşı ve güvenlik alanında yayımlanan belgede Avrupa’nın artık bir müttefik değil, bir rakip olarak tanımlanması, bu krizi derinleştiriyor.
Trump’ın Avrupa’ya yönelik bu sert yaklaşımı, ilk başkanlık döneminde de kendini göstermişti. Bunlar arasında, Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTIP) anlaşmasına yönelik açık ret de yer alıyordu. García’ya göre bu tablo, AB’nin daha kararlı ve güçlü bir sesle konuşmasını zorunlu kılıyor.
Bu bağlamda García, Avrupa Birliği’nin stratejik özerkliğini güçlendirmesi gerektiğini savunuyor. Ona göre AB, diğer bölgelerle iş birliği alanları açmalı, transatlantik ilişkileri elbette sürdürmeli; ancak bunu karşılıklı saygı temelinde ve ABD’nin Avrupa egemenliğini tanıması şartıyla yapmalı.
Geçen hafta Trump’ın Avrupa’yı, ABD ya da Çin gibi güçler karşısında bir “medeniyet” olarak yok olma riskiyle karşı karşıya kalabileceği yönünde uyarması, García’ya göre gerçeklikten uzak ve abartılı bir söylem.
Son aylarda birçok basın organı, Trump’ı Avrupa Birliği siyaseti üzerinde adeta bir “dikte” uygulayan kişi olarak nitelendirirken, Avrupa’nın “zayıflığına” örnek olarak geçen temmuz ayında Trump’ın İskoçya’daki golf sahasında şekillendiği iddia edilen olumsuz bir ticaret anlaşmasını gösteriyor.
García ise Washington’dan gelen bu “dayatma” algısının, bir kırılma anında ortaya çıktığını söylüyor. Danimarka hükümetinin –ki transatlantik ilişkileri en güçlü şekilde savunan ülkelerden biridir– ABD yönetimine yönelik açık eleştirilerde bulunmasının, durumun ne kadar hassas olduğunu gösterdiğini vurguluyor.
“Bugüne kadar ABD ile ayrıcalıklı ilişkileri savunan ülkeler bile artık bu bağları sorguluyor,” diyen García, Avrupa’nın küresel sahnede kendi sesini duyurabilmesi için stratejik özerklikten başka seçeneği olmadığını savunuyor.
“Avrupa olarak, dünyada giderek sorgulanan çok taraflılık ilkesini ve uluslararası kurumları savunmak bizim sorumluluğumuz. ABD gibi hükümetlerin karşı çıktığı bu değerler, Avrupa’nın savunması gereken temel ilkelerdir,” diye ekliyor.
Aşırı sağın yükselişi
Avrupa Parlamentosu’nda aşırı sağ partilerin yükselişi konusunda da uyarılarda bulunan García, Vox’un da içinde yer aldığı Avrupa için Yurtseverler (PfE) grubu ve Almanya’daki AfD gibi partilerin Avrupa projesi için ciddi bir tehdit oluşturduğunu söyledi.
García’ya göre aşırı sağın yükselişinde, merkez sağın bu partileri meşrulaştırarak kurumlara dâhil etmesinin büyük payı var. Çözümün ise, Avrupa’yı siyasi olarak birleştiren projeyi savunan, olumlu ve güçlü bir Avrupa gündemi oluşturmak olduğunu vurguladı.
“Popülist ve yıkıcı söylemleri durdurmak için daha kararlı bir şekilde çalışmalıyız. Çünkü bu akımların hedefi, siyasi olarak birleşmiş bir Avrupa projesini ortadan kaldırmak,” diyerek sözlerini tamamladı.
Yorumlar kapalı.